İSVİÇRE BARIŞ MECLİSİ

İSVİÇRE BARIŞ MECLİSİ "LEBEN einzeln und frei/ wie ein Baum und brüderlich/ wie ein Wald ist unsere Sehnsucht. http://www.barismeclisi.com

VIVRE comme un arbre, seul et LIBRE, Vivre en frères comme les arbres d`une forêt, Ce rêve est le notre." "LEBEN
einzeln und frei/ wie ein Baum
und brüderlich/ wie ein Wald
ist unsere Sehnsucht.

* * *
VIVRE comme un arbre,
seul et LIBRE,
Vivre en frères comme les arbres d`une forêt,
Ce rêve est le notre.

* * *
YAŞAMAK,
BiR AGAÇ GiBi
TEK
VE
HüR,
VE BiR ORMAN GiBi KARDEŞCESiNE
BU HASRET BiZiM..."




* http://www.barismeclisi.com/

* http://www.turkiyebarismeclisi.org

* [email protected]
------------------------------------------*
* http://facebook.com/isvicrebarismeclisi
--------------------------------------------------*

13/05/2026
  VE   İÇİN ÖNEMLİ BİR KONFERANS🕊️
20/04/2026

VE İÇİN
ÖNEMLİ BİR KONFERANS🕊️

DERS ÇIKARTIN ARTIK, TOPLUM VE DEVLET OLARAK AYNAYA BAKALIM, SİSTEMİ VE VİCDANLARIMIZI SORGULAYALIM! YETER; OLMASIN, YAŞ...
17/04/2026

DERS ÇIKARTIN ARTIK, TOPLUM VE DEVLET OLARAK AYNAYA BAKALIM, SİSTEMİ VE VİCDANLARIMIZI SORGULAYALIM!
YETER; OLMASIN, YAŞANMASIN BÖYLESİ ACILAR😢

SORGULANMAYAN SİSTEM, DEVLET, YÖNETİCİLER; KUSURLARDAN DAHA ÇOK GERÇEKLERİN ÜZERİNİ ÖRTERLER…

11/04/2026
ACILAR, ACILAR, ACILAR🕊
17/03/2026

ACILAR, ACILAR, ACILAR🕊

~•> ' 'NA ~~~•>  BİR DE BU GÖZLE BAKIN…İnsan hep kötüydü…Tarih, insanın yaptığı inanılmaz işkence ve vahşet alıntılarıyl...
03/03/2026

~•> ' 'NA
~~~•> BİR DE BU GÖZLE BAKIN…

İnsan hep kötüydü…
Tarih, insanın yaptığı inanılmaz işkence ve vahşet alıntılarıyla dolu. Hayvanların aç kalmamak için yaptığı saldırıları, sadece 'zevk için, güç gösterisi için' yapan tek mahlukat 'insan'dır! Hatta genci, yaşlısı, çocuğu, kadını arenalarda toplanıp, tüm bu sapkınlıkları ve kellelerin havada uçuşunu alkışlarla izlemiştir.

Medeniyete geçişte işin içine 'adalet, yasalar, yaptırımlar' girince; sebepler ve başlıklar değişse de kötülük hiç değişmemiştir. 'Bilim için' denmiş, tüm ilaç araştırmaları çocuklar, kadınlar, sahipsizler üstünde yapılmış;
'araştırma için' denmiş; insanlara her türlü bakteri, virüs verilip ölümleri; basınç odalarında gözleri fırlayana kadar basınç verilip, toleransları izlenmiştir. Bu sosyal algıyla doz öyle güzel arttırılmıştır ki; yapma virüslerle milyonların öldürülmesine bile günümüzde 'pandemi' deyip geçtik mesela...

'Din' adı altında, 'Allah için şehadet', 'Tanrı için kurban', 'Dinin devamlılığı için şart' dendi; canlı canlı insanlar kesildi, toplu mezarlara çocuklar gömüldü, karşı dinden binlerce kadına tecavüz edildi; ‘kutsal inançtır, kitaplarında öyledir’ dedik, geçtik!

1700 lü yıllarda, 'gençlik ve ölümsüzlük için' yüzlerce genç kızı öldürüp kanıyla banyo yaptığı kayıtlara geçen kraliçelerin izindeki sapkınlar; âyinler düzenleyip bakire kızları öldürdüler 'satanist' dedik; bebeklerin plasentasını yediler 'scientologist' dedik, normalize ettik.

Günümüzde; bir kızın kafasını kesip, Edirnekapı Surları'nın tepesinden atan sapığa 'İncel' dedik; 'internet üzerinden haberleşen manyaklar' dedik, geçmedik mi??

Yıllardır Tayland'daki çocuk seks köleliğini bilerek susan, Tayland'a bunun için gidenleri bilsek de görmezden gelen biz değil miyiz??

Literatüre 'Çocuk gelin' kavramını ekleyip; 14-15 yaşındaki çocukları evlilik adı altında yaşlı adamlara satıp tecavüz ettiren; dinimizde '3'e kadar helal' deyip kadınları sayıyla pazarlayan; tarikat evlerinde erkek çocuklarına tecavüz edip, kız çocukları bâdeleyen -hoca diyemiycem- insan müsveddelerini cezasız bağrımıza basan kim, sorarım size?? İlk bebek tecavüzcüsünü 'akıl hastası' diye serbest bırakırsan, yüzüncü bebek tecavüzcüsünü hapse atabilir misin??

Boşandıktan sonra hayatını kuran kadını gidip öldüren eski kocayı 'namus cinayeti işlemiş' diye suçsuz bulursan; eski kocaları tarafından öldürülen yüzlerce kadının çığlığını duyurabilir misin??

Bu dünyada, Gazze'de binlerce masum çocuk katledildi, şimdi bazı dosyalar sunulunca dehşete kapılıyor gibi davranan medeni!! Avrupa ülkelerinin ikiyüzlülüğü karşısında ben dehşete kapılıyorum!

İki gün önce tecavüz edilip bombayla parçalanan çocukların gerçek görüntüleri seni etkilemedi de ortada dolaşan, kanı içilen çocukların videoları mı seni dehşete sürükledi??

Liyakatın çiğnenip kıçların baş olduğu ortamlarda 'susan, çıkarı için güçlüden yana olan sevgili mahlukat'; bugün dünyanın 'güç savaşı için kurduğu network ağı' na şaşırıp küfürler etmen doğru mu??

Devletin her kurumu ve mertebesinde işe kabül ve ünvan için torpil ve adam kayırmacılığın esas olduğu bir coğrafyada doğup; yıllardır sana dokunmayan yılanı bin yaşatan sen mi inanamıyorsun dosyadaki güçlülerin kurduğu kumpas ağlarına?

Senin ülkende bir yılda 'bir savaşta ölenden' daha çok kadın her gün katlediliyor; katiller de serbest bırakılıyor; onun için şu an bişeyler yapsana!! 'Çete' adı altında kayırılan suç makineleri masum çocuklarımızı katledip serbest bırakılıyorken;

Amerika'nın, vakti geldiği için, yine kendi çıkarları doğrultusunda 'sansürlü' sunduğu belgeleri mi seni isyan ettiriyor; anlamıyorum ki?? Şimdiden ‘bu dosyada basit pedofili yok, çocukların kanını da içmişler’ diye çocuk tecavüzünü basite indirgeyen bir anlayış hâkim olmadı mı toplumda??

Dosyada; kendini ‘dünyanın en soylu ve güçlüsü’ ilân eden soysuzlarının insan eti yedikleri gerçeği herkesi dehşete sürükledi, zombi oldukları yazıldı. Bu pisliklerin dünyanın her yanına pazarladığı uyuşturucularla gençlerimiz avucumuzdan kayıp gidiyor. Ben her gün sokakta yerde yığılmış, torbadan bali çeken, yaşarken zombiye dönmüş insanları görünce daha çok dehşete kapılıyorum.

İnsanlar hep kötüydü ve kötü olacak. Biz bu kötülüklere, sapkınlıklara dur demediğimiz; sorgulamadığımız, kendi çıkarımızı gözetmeyip güç sahibinin yanında durmadığımız zaman bişeyler değişebilir; yoksa dünya 'insan soyunun vahşetinde' yok olacak!

Bana şu an tüm dünyada dehşet yaratan o görüntüler öyle tanıdık geldi ki... Bir tek kız çocuğunun saçının teline zarar gelince acısını öyle içimde duymuşum ki; binlercesinin ortaya çıkışı; o ilkine ses çıkarmayışımızdan olduğu için insanlık adına üzüldüm, kendime gelemedim!

Ve öyle üzgünüm ki, bu dosya da kapanacak, çark dönecek ve biz herşeyin farkında olup iyilikten vazgeçmeyenler, çok şükür ki, bu kötülük dolu dünyadan vazgeçerken, bu manyaklar da 'ölümsüzlük için birbirini parçalayıp yemeye devam edecek!…”

Dr. (Hunili Doktor)

DEPREMDE KAYBOLAN ÇOCUKLARŞİMDİ NEREDELER?… İLGİLİ BAKANLIK; “GÜVENİLİR ELLERDE”(!) OLDUĞUNU AÇIKLAMIŞTI!… BU ÇOCUKLARIN...
03/02/2026

DEPREMDE KAYBOLAN ÇOCUKLAR
ŞİMDİ NEREDELER?… İLGİLİ BAKANLIK; “GÜVENİLİR ELLERDE”(!) OLDUĞUNU AÇIKLAMIŞTI!… BU ÇOCUKLARIN KAÇTANESİ AİLELERİNE VE YAKINLARINA “TESLİM EDİLDİ”?…

DÜNYAYI ALÇAKLAR YÖNETİYOR,
BU ALÇAKLARIN İŞBİRLİKÇİ UZANTILARI
HER ÜLKEDE VAR VE AZ/ÇOK KİMLER OLDUKLARI BİLİNİYOR!…

Ya ‘kutsal’ dinlerin ve öğretilerin arkasına saklanarak aynı iblisliği yapanlar… Ya yetiştirme yurtlarında ve K.kursların da yapılan taciz ve tecavüzler… ‘Bir kereden bişey olmaz’ diyen sözüm ona ‘Aileden vs sorumlu kadın bakan! Ya adaleti sağlayacağını söyleyen ‘adalet bakanı’!
SAY SAY BİTMEZ, KARANLIK VE DİPSİZ KUYU GİBİLER!

‘Ben gittiğimde eşimi kaldırmışlardı. Kanını gördüm kaldırımın üstünde. Sonra hep üzüldüm, niye uzanıp oraya,           ...
18/01/2026

‘Ben gittiğimde eşimi kaldırmışlardı.
Kanını gördüm kaldırımın üstünde.
Sonra hep üzüldüm, niye uzanıp oraya,
yanına yatmadım diye.."
_______🌿 🕊_______

’dan ’e
_______YÜZYILLIK YALNIZLIK________

**k, yaklaşık yüzyıl sonra Krikor Zohrab’la aynı kaderi paylaştı. Bu iki aydının misyon, düşünce ve eylemleri arasındaki benzerlik şaşırtıcıdır. Daha da şaşırtıcı olanı, karakterleri arasındaki benzerliktir: Duygusal, coşkulu, korkusuz, atılgan ve tepeden tırnağa içtenlikli!
•••
Krikor Zohrab’ı ne zaman anımsasam, gözlerimin önüne hep aynı coğrafya, uçsuz bucaksız Mezopotamya düzlüğü gelir. Yıl 1915, aylardan temmuz. Atlı bir müfrezenin gözetimindeki bir grup sürgün, bu düzlüğü ağır ağır adımlamakta, bir toz bulutu kafileye eşlik etmektedir.

Kafile yorgun, sessiz ve korku yüklüdür. Sıcak, bu korkuyu çoğaltmakta, insanı kendinden koparıp almakta; ölüm, bezdirici gücüyle tek hâkim düşünceye dönüşmektedir.

Durum, ’in, başyapıtı sayılan Şeyh Bedreddin Destanı’nda üç dizeyle dile getirdiği ruh haline benzemektedir:

“Sıcaktı sıcak
Sapı kanlı
Kör bir bıçaktı
Sıcak…”

düzlüğünü adımlayan bu kafileden sağ kurtulanlar İstanbul mebusu Krikor Zohrab’ın hunharca katledilişini ömürleri boyunca unutamadılar. Ne mavzer, ne piştov, ne kılıç ve ne de sapı kanlı kör bir bıçak! Zohrab’ı, başını taşla ezerek öldürdüler! İttihat ve Terakki, kurbanın aydın oluşunu dikkate alarak ona cinayetin en vahşisini reva görmüştü.

Krikor Zohrab’ı katleden Çerkes Ahmet’in çocuklarına ve torunlarına miras olarak, bu cinayetin öyküsü kaldı. Zohrab’dan geriye kalan ise yaşadığı döneme tanıklık etmiş namuslu bir aydının manevi değerleriydi.
•••
1915’ten tam 92 yıl sonra güneşli bir ocak gününde bir başka Ermeni aydın, Hrant D**k, ’un göbeğinde, güpegündüz, herkesin gözünün önünde katledildi. Zanlı, Çerkes Ahmet’in manevi mirasçısı on yedi yaşındaki Ogün Samast’tı. Bu ikincisinin de azmettiricisi aynı cinayet şebekesiydi: İttihat ve Terakki damarı!

Hrant D**k’ten geriye kalan miras da tıpkı Zohrab’ınki gibi yaşadığı döneme tanıklık etmiş, korkusuz, namuslu ve sevecen bir aydından kalan manevi değerlerdi. Yirmi birinci yüzyılın ilk yıllarını geride bırakırken Zohrab’dan D**k’e uzanan değerlerin birebir örtüştüğüne, benzeştiğine tanık oluyoruz. Şimdi bu manevi değerleri kalın çizgilerle irdelemeye çalışalım.
•••
Zohrab’la Hrant D**k’in kimlikleri, üç bileşenin sentezinde belirir. Birbirini bütünleyen bu bileşenlerden ilki, ikisinin de cemaatlerinin sorunlarına karşı gösterdikleri duyarlılıktır.

Bu öylesine ileri düzeyde bir duyarlılıktır ki, cemaatleri için üstlendikleri aydınlatıcı misyonlarıyla her iki aydın sanki birer Surp Krikor Lusavoriç gibidir. Zohrab, Osmanlı İmparatorluğu’nu oluşturan halklar mozaiğinin temel unsurları arasında yer alan Ermeni cemaatinin bir temsilcisi olmuş; bu temsilciliğini çok çeşitli alanlarda başarıyla yerine getirmiştir. Hrant da yaklaşık yüz yıl sonra benzer bir misyon üstlenmiş, nesnel gelişmelerin de itkisiyle zamanla –hiç de istemediği halde- cemaatin sivil temsilcisi, önderi olmuştur.

Zohrab yönetsel, eğitsel, dinsel, sanatsal ve etik alanlarda kendi cemaatinin içinde bulunduğu koşulları değiştirip dönüştürmenin savaşımını vermiştir. Pozitivizm, onun düşünce ve eylemlerine yön veren temel dinamik olmuştur.

Yaklaşık yüz yıl sonra Hrant da benzer sorunlarla boğuşmuş, cemaatin yaklaşık yüz yıllık yalnızlığını, temel varoluş sorunlarını sırtlamış; bir yandan Ermeni kimliğine dair sorunlarla boğuşurken diğer yandan da gasp edilmiş ve yağmalanmış cemaat gayrimenkullerinin peşine düşmüştür.

İki aydının bu kişilik bileşenini cemaatlerine yönelik toplumsal ve politik etkinliklerinde; makale, polemik ve yazınsal ürünlerinde izledikleri toplumsal / eleştirel gerçekçi tutumlarında rahatlıkla görmek mümkündür.
•••
Krikor Zohrab’ın kimliğinin temel bileşenlerden ikincisi, bir Osmanlı aydını olarak aldığı pozisyondur. Ermeni cemaatinin yerel meclisine üye seçilmiş, Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında üç dönem milletvekili olarak görev yapmıştır. Despotizme karşı çıkmış, bu nedenle tutuklanmış ve hapsedilmiştir.

Hrant D**k, ne cemaatin yönetim organlarında ne de parlamentoda yer almıştır. Tarihsel misyonunu Agos’u sivil bir platforma dönüştürerek yerine getirmiştir. Despotizme, sömürüye ve antidemokratik uygulamalara karşı yürüttüğü mücadeleler nedeniyle hayatının değişik evrelerinde yargılanmış, hapse atılmış ve işkence görmüştür.

Krikor Zohrab’ın bir Osmanlı aydını olarak, çöküş surecine girmiş olan imparatorluğun içinde bulunduğu durum karşısında aldığı tavır, onun aynı zamanda ufku geniş bir siyaset adamı olduğunu gösterir. O, cemaati ile imparatorluğun sorunlarının birbirinden soyutlanamayacağının bilincindedir.

Konjonktür farklılığına karşın Hrant’ın bu konuda takındığı tutum, Zohrab’ın tutumuyla hemen hemen aynıdır. O da ’nin sorunlarıyla cemaatinin sorunlarını birbirinden soyutlamamış, örneğin cemaati için en ideal çözümün Türkiye’nin demokratikleşmesinden geçtiğini savunmuştur.

Hrant, demokrasinin bütün kurumlarıyla işlediği demokratik bir Türkiye’de cemaatinin sorunlarının sorun olmaktan çıkacağını düşünüyor, memleketin Avrupa Birliği’ne girişini de bu süreci hızlandıracağı gerekçesiyle savunuyordu.

Zohrab’ın politik kişiliğine, savunduğu düşüncelere baktığımızda onun liberal ve özgürlükçü bir çizgi izlediğini, geleneksel istibdatçı Osmanlı yönetim tarzını sonlandırarak bonapartist bir yönetim tarzını hâkim kılan İttihat ve Terakki’ye –başlangıçtaki desteğini çekerek– mesafeli durmuş olduğunu görüyoruz. İkinci Meşrutiyet’in getirdiği kısmi özgürlük ortamında kurulmuş olan Ahrar Partisi’ni kendisine daha yakın bulmuş, bu partinin liberal toplum yaratma hedefini benimsemiş, bu amaçla da merkeziyetçi değil, Prens Sabahattin’in ademimerkeziyetçi anlayışını savunmuştur.

Onun parlamentosunda savunduğu fikirler, ancak yıllar sonra Cumhuriyet döneminde, ’yla gerçeklik kazanabilmiştir. Başta merkezi yönetim erkinin polarizasyonu olmak üzere işçi sınıfına toplu sözleşme ve grev hakkı, toplumun bütün sınıf ve katmanları için özgürlükçü ve demokratik haklar, Osmanlı toplumunu oluşturan çok çeşitli etnik gruplar arasında eşitlikçi düzenlemeler, köylülerin yüzyıllardır belini büken tarımsal vergilerin azaltılması, kadınlara yeni haklar vb. sorunlar Zohrab’ın üstün hitabet gücüyle dile getirdiği temel konular olmuştur.

Hrant da en az Zohrab kadar iyi bir hatipti. Onun, başta televizyon kanalları olmak üzere seminer, konferans, panel vb. toplantılarda ve yazılarında gerçekleri dile getirilişindeki ustalığı tartışmasızdır. Asıl ustalığı ise bu konuşmalarına giydirdiği lirizmdir.

Tarihin derinliklerinden süzdüğü gerçekleri dışavuruşundaki duygusal tavır,dinleyenleri bir anda etkisi altına alırdı. İstanbul’da düzenlenen Ermeni Konferansı’nda anlattığı ‘su çatlağını buldu’ öyküsü, salondakileri nasıl da duygu seline boğmuştu.

Hrant, demokrat kimliğini ağır ağır, ama sağlam adımlarla inşa etti. Onun demokratlaşma sürecini Agos’un genel içeriğindeki ve makalelerindeki değişimde gözlemek mümkündür. Önce Hrant, sonra Agos değişti. , cemaate yönelik bir gazete olmaktan çıkarak zamanla bütün Türkiye’ye hitap eden bir gazeteye dönüştü. Bence bu gazete, Türk basın tarihinde istisnai bir olay, bir fenomendir. Öyle ki etkisi ve yarattığı sonuçları bakımından ele alındığında cemaatini ruh hali bakımından AÖ (Agos’tan önce) ve AS (Agos’tan sonra) diye iki döneme ayırmak mümkündür. Ermeni cemaati, AÖ içe dönük, sinik, edilgin ve irrasyonel bir toplum iken; AS kabuğunu çatlatmış, canlı, etkin, hakkını arayan rasyonel bir topluluğa dönüşmüştür.

‘Gayrımeşru çocuk’ gerçekliğini düzenleyen yasaların tümüyle iptal edilmesi gerektiğini savunurken ise Zohrab, hiç kuşkusuz insancıl yönüyle büyümüştür. Aynı insancıl boyutu Hrant’ın ‘Tuzla Kampı’ öyküsünde de görmekteyiz. Onun bu öyküdeki kimsesiz ve fukara çocuklara adanmışlığı, izleyen yıllarda yağmalanan kamp arazisinin yeniden kazanılması mücadelesine dönüşmüştür.
•••
Krikor Zohrab’ı aydın kılan üçüncü̈ düşünsel bileşen, evrensel değerlere ve sorunlara göstermiş olduğu duyarlılıktır. Onun Ermeni cemaati ve için geliştirdiği düşüncelerindeki evrensel boyut şaşırtıcıdır.

Zohrab’ın evrenselliğini gösteren en önemli eylemi hiç kuşkusuz davasında takındığı tutum ve bu dava nedeniyle ırkçılığa karşı verdiği savaşımdır. Bütün dünyada geniş yankılar uyandıran bu davada bir savunma hazırlayan Zohrab, sanki kendi ülkesindeki bir davaya müdahil olarak katılan bir hukuk adamı gibi sorumlu davranmış, Dreyfus’un salt kökenli olduğu için suçlandığını savunmuştur.

Hrant’ın davasında takındığı tutum, Zohrab’ın Dreyfus davasındaki tutumuna ne de çok benziyor. Pamuk’u linç etme girişimi sırasında onun yanı başında yer alışı, onu mahkeme salonunda yalnız bırakmayışı entelektüel dayanışmanın bir örneğidir.
•••
Zohrab, Mezopotamya düzlüğünü adımlarken, bu düzlüğün kendisi için bir mezar olacağını sezinlemiş, karısına yazdığı son mektubunda çaresizliğini dile getirirken, öyle sanıyoruz ki aydın kimliğinin, siyasal bazı koşullarda bir dördüncü bileşeni daha gerektirdiğini anlamıştır. Zohrab’dan sonraki kuşaklara ulaşmayan kalıt, işte bu dördüncü bileşendir!..

Hrant, eşi ve çocuklarına mektup yazma fırsatı bulamadı; her şey bir anda oldu. Tıpkı Zohrab gibi dördüncü bileşenden yoksun, boylu boyunca yere serildi.
•••
Zohrab’la başlayan yüzyıllık yalnızlığı Hrant sonlandırdı. Şimdilerde bir dönemin eşiğinde, Hamlet‘in özdeyişindeyiz: Olmak mı olmamak mı?

Ya yeni bir yüzyıllık yalnızlığı seçeceğiz
ya da Hrant’ın düştüğü yerden
yeniden doğacağız…

*____ _______

Adresse

CONSEIL SUISSE POUR LA PAIX EN TURQUIE/İSVİÇRE BARIŞ MECLİSİ
Zürich
8045

Webseite

Benachrichtigungen

Lassen Sie sich von uns eine E-Mail senden und seien Sie der erste der Neuigkeiten und Aktionen von İSVİÇRE BARIŞ MECLİSİ erfährt. Ihre E-Mail-Adresse wird nicht für andere Zwecke verwendet und Sie können sich jederzeit abmelden.

Teilen