Yunus İlemin

Yunus İlemin Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from Yunus İlemin, Dağal, Denizli, Denizli.

30/04/2026

NEFSİME TAVSİYELER 17

GÜL YETİŞTİRENLER DİKENLERE KATLANIRLAR

Konya'nın yetiştirdiği alimlerimizden Veyiszâde Mustafa (Kurucu) Efendi der ki: "Bir gül için, bin dikene katlanırım."¹ Fuzûlî merhum da meşhur "Su Kasidesi"nin bir beytinde der ki:

"Yâr için ağyare minnet ettiğim ayb eyleme,
Bağban bir gül için bin hâre hizmetkâr olur."

(Yâr için düşmanlara minnet ediyorsam, bununla beni ayıplama! Zira bir bahçıvan güzel bir gül yetiştirmek için belki bin dikenin hizmetkârı olur.)² Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de öyle değil miydi? Gül yetiştirmek için nice dikenlere katlanmadı mı? Mekke döneminde nice eziyetlere, sıkıntılara, hakaretlere sabretmiştir; nice yetişecek güller (sahabeler) hatırına! Allah (azze ve celle) de onun azminin ve emeğinin karşılığını vermiştir. En azılı müşriklerin dahi evlatları, ileriki yıllarda müslüman olmuştur. Şimdi bunlardan birkaç örnek vereceğim:

İlk olarak İslam'ın en azılı düşmanı, Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından, "Bu ümmetin firavunu"³ diye bize tanıttığı Ebû Cehil'den başlayalım. Ebû Cehil Amr b. Hişâm'ın⁴ yaptıklarını bilmeyenimiz yok gibidir. Hazret-i Peygamber'e, Müslümanlara ve İslâm'a nice hakaretler etmiştir. (Bknz: 96/Alak Sûresi, 6-19) Hayatı boyunca İslâm aleyhinde çalıştı, halkın müslüman olmasını engelledi, müslüman olanları da inançlarından vazgeçirmeye gayret etti.⁵ Ebu Cehil, müşriklerin muharebe ihtiyaçlarının büyük bir kısmını bizzat karşıladığı Bedir Savaşı’nda ensardan Afrâ’nın oğulları Muâz ve Muavviz tarafından öldürüldü. Bu iki kardeşin onu yaraladıkları ve başının Abdullah b. Mes‘ûd tarafından kesildiği de rivayet edilmektedir.⁶ Onun oğlu İkrime (radıyallâhu anh) Mekke fethedilince bütün Mekkeliler bağışlandığı halde İkrime ile bazı İslâm düşmanlarının görüldükleri yerde öldürülmeye mahkûm edilmeleri sebebiyle Yemen’e kaçtıysa da fetih günü İslâm’ı kabul eden eşinin isteği üzerine bağışlandı ve Mekke’ye dönüp müslüman oldu. Onun dönüşüne sevinen Peygamberimiz (aleyhi's-salâtü vesselâm), “Süvari muhacir, hoş geldin!” diyerek kendisini kucaklamıştır.⁷ Hazret-i İkrime, Hazret-i Ömer'in (radıyallâhu anh) halîfeliği döneminde, Yermûk harbinde şehit edilmiştir.⁸
Yine İslâm düşmanlarından biri de azılı müşriklerden ve kölesi Hazret-i Bilâl'e (radıyallâhu anh) çeşitli işkenceler eden Ümeyye b. Halef'tir. “Ümeyye, Hz. Peygamber’i davasından vazgeçirmek amacıyla müşrik liderleri tarafından girişilen teşebbüslerin hepsinde kardeşi Übey b. Halef ile birlikte yer aldı...Bir gün Hz. Peygamber, Kâbe civarında namaz kılarken içlerinde Ümeyye b. Halef’in de olduğu müşrikler onunla alay etmeye başladılar. Ebû Cehil’in teşvikiyle Ukbe b. Ebû Muayt, yeni doğuran bir devenin etenesini (döl eşi, meşime) ve diğer artıklarını getirip secdeye vardığı sırada Resûlullah’ın üzerine attı. Buna karşılık Resûl-i Ekrem şöyle dedi: “Allahım! Bu Kureyşliler’in bana yaptıklarını sana arzediyorum. Ebû Cehil b. Hişâm’ı, Utbe b. Rebîa’yı, Şeybe b. Rebîa’yı, Ukbe b. Ebû Muayt’ı, Ümeyye b. Halef’i sana havale ediyorum.” (Buhârî, “Cizye”, 21).”⁹ İslam'ın azılı düşmanlarından olan Ümeyye b. Halef, Bedir savaşında öldürülmüştür.¹⁰ Onun oğlu Safvân b. Ümeyye (radıyallâhu anh), müellefe-i kulûbdan¹¹ sayılan bir sahâbîdir. “Câhiliye döneminde Dârünnedve’de kabilesi adına kendisine verilen meysir ve ezlâm görevlerini yürütüyor, güzel konuşmasıyla tanınıyor ve meşhur Arap hakemleri arasında sayılıyordu. Babası Ümeyye b. Halef’in Bedir Gazvesi’nde öldürülmesi üzerine, amcasının oğlu Umeyr b. Vehb, Safvân’a gelerek borçlarını ödemesi ve ailesinin bakımını üstlenmesi karşılığında Medine’ye gidip Hazret-i Muhammed’i öldürebileceğini söyledi. Safvân babasının intikamını almak için bu teklifi kabul etti. Ancak Umeyr b. Vehb, Medine’de Resûlullah’ın karşısına çıktığında Resûlullah’ın ona Safvân’la yaptığı konuşmayı ve suikast planlarını bildiğini söylemesi üzerine onun vahiy aldığına inanarak müslüman oldu.”¹² Savfân, "Mekke fethedildiği gün kaçtı. Karısı Naciye bt. Velîd b. Muğîre müslüman oldu. Safvân'ın amcasının oğlu Umeyr b. Vehb ona, Resûlullâh'dan (sallallahu aleyhi ve sellem) bir emân getirdi. Bunun üzerine kaçtığı yerden geri dönüp geldi. Müslüman olmadan önce Huneyn Savaşı'nda bulundu; sonra müslüman oldu. Resûlullah, dört ay sonra eşini ona geri verdi. Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem), Huneyn Gazvesi'ne çıkarken ondan ödünç silah almıştı. Huneyn Savaşı'nda şunu diyen odur: 'Kureyş'ten bir adamın beni terbiye etmesi, benim için Hevâzin'den bir adamın terbiye etmesinden daha sevimlidir!' Bunun üzerine Resûlullah, ona ganimetten pay verdi. Zübeyr (radıyallâhu anh) der ki: 'Ona ganimetlerden epeyce verildi.' Bunun üzerine Safvân b. Ümeyye şöyle dedi: 'Şehadet ederim ki; bu kadar cömert ancak bir Resul olabilir.' Sonra da hemen müslüman oldu. Sonra da şöyle dedi: 'Vallahi, Resûlullah bana verdi! İnsanlar içinde en nefret ettiğim kişi o idi. O bana vermeye devam etti. Nihayet insanlar arasında benim için en sevimli o oldu.' Safvân bin Ümeyye (radıyallahu anh), Hazret-i Osman'ın şehit edildiği gün vefat etmiştir. Zira, Safvân defnedildikten sonra Hz Osman'ın (radıyallahu anh) ölüm haberi geldi."¹³

Yine azılı müşriklerden Âs b. Vâil ki, Hazret-i Peygamber’in oğulları Kasım ile Abdullah vefat edince, “Bırakın şu nesli kesilmişi! Artık ölümünden sonra adını anan bulunmayacak.” demiş, bunun üzerine onun hakkında, “Asıl hayırla yâd edilmeyecek olan (ebter) odur” meâlindeki ifadeyi de taşıyan Kevser sûresi nâzil olmuştur.¹⁴ "Güçsüz ve kimsesizlere yaptığı zulümlerle tanıdığımız Âs b. Vâil, hicretten birkaç ay önce ölmüştür. Oğullarından Hişâm b. Âs (radıyallâhu anh) Habeşistan’a hicret eden ilk müslümanlardandır. Diğer oğlu meşhur sahâbî Amr b. Âs (radıyallâhu anh) ise Mekke’nin fethinden önce müslüman olmuştur."¹⁵ Amr b. Âs, Hâlid b. Velîd ve Osman b. Talha -radıyallâhu anhum- ile birlikte üçü Medine'ye gidip Resûlullah'ın huzurunda müslüman olmuşlardır.

Yine azılı müşriklerden "Velîd b. Muğîre aklı, dirayeti, güzel konuşması, gelişmiş şiir zevki, çocuklarının fazlalığı ve zenginliğiyle de Kureyş içerisinde temayüz etmişti. Hz. Peygamber’in davetini kabul etmedi ve kendisine şiddetle karşı çıktı. Kibir, bencillik ve ihtirası yüzünden şirk ile ruhu kirlenip tabiatı bozulduğundan Kur’ân-ı Kerîm için sihir dedi (bknz:74/Müddessir Sûresi, 11-31), Kur’an’ın hasmı ve Resûl-i Ekrem’in rakibi oldu. Putperestliğin hâmisi Ebû Cehil’e akıl hocalığı yaptı."¹⁶ Hicretin 1. (622) yılında, yıllar önce bir oka basmasıyla yaralanan topuğundaki yara açılmış, irin toplayıp şişmiş ve patlayarak doksan yaşını geçmiş olan Velîd’in ölümüne sebep olmuştur. Velîd, Hacûn Mezarlığı’na gömüldü.¹⁷ Onun pek çok çocuğu arasında künyesini ondan aldığı Abdüşşems ile Âs küçükken, Umâre ile Bedir’de katledilen Ebû Kays müşrik olarak ölmüşler; Hişâm Mekke fethinde, Velîd b. Velîd (radıyallâhu anh) Bedir’den sonra İslâm’ı kabul etmiştir. Velîd’in iki kızı Fâhite ile Fâtıma da fethin ardından müslüman olmuştur.¹⁸ Velid b. Muğîre'nin oğlu meşhur kumandan Hâlid b. Velîd (radıyallâhu anh) biraz önce arzettiğim gibi Amr b. Âs ve Osman b. Talha'yla birlikte¹⁹, Hudeybiye Antlaşması'ndan sonraki barış döneminde, Hayber Fethi'nden sonra hicrî yedinci yılda²⁰ veya 1 Safer 8 (31 Mayıs 629) tarihinde²¹ Medine'ye gidip Resûlullah'ın huzurunda müslüman olmuştur. "Onun, yetişme çağında okuma yazma öğrendiği ve müslüman olduktan sonra Hazret-i Peygamber’in kâtipleri arasında yer aldığı bilinmektedir."²² Büyük bir komutan olarak yıllarca nice savaşlarda komutanlık etmiş ve Müslümanların nice zaferler kazanmasına vesile olmuştur. Bizzat Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından "Seyfullah/Allah'ın kılıcı" lakabı verilmiştir.²³

Ebû Süfyân' ın (radıyallâhu anh) eşi olan Hind'in (radıyallâhu anh) babası Utbe b. Rebia da müşriklerdendi. O da Bedir Gazvesi'nde, savaştan önce yapılan mübarezede/teke tek vuruşmada öldürülen üç kişiden biriydi.²⁴ Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Hazret-i Ebû Süfyân²⁵ ve onun eşi Hind b. Utbe'nin²⁶ müslüman olmadan önceki sözlerine ve fiillerine sabretmiş; nihayet o ikisi Mekke Fethi günü müslüman olmuştur. Ebû Süfyân ile Hind'in (radıyallâhu anhumâ) oğulları Muâviye (radıyallâhu anh)²⁷, babasıyla birlikte fetih sırasında müslüman olmuş ve Resûlullah'ın vahiy katipliğini yapmıştır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki; bizler de bugün gül yetiştirmek istiyorsak, dikenlere katlanacağız. Bu uğurda çeşitli sıkıntılara, çilelere, eziyetlere ve iftiralara maruz kalabileceğimizi asla unutmayacağız. Karşılaştığımız bütün imtihanlar karşısında Peygamber Efendimizi (sallallahu aleyhi ve sellem) hatırlayacağız; onu kendimize örnek alacağız ve de onunla teselli olacağız. Vesselâm...

Yunus İLEMİN
25 Şubat 2024
15 Şaban 1445
Dağal/Baklan

_________________________
¹https://www.eimamhatip.com/haci-veyiszade-mustafa-ozdamar.html ; ayrc. bknz: M. Ertuğrul DÜZDAĞ, Üstad Ali Ulvi KURUCU -Hatıralar-,I , Kaynak Yayınları. Bu eser, Baklan Halk Kütüphanesi'nde var.
²https://www.eimamhatip.com/haci-veyiszade-mustafa-ozdamar.html
³ İsmail CERRAHOĞLU, "Abdullah b. Mes'ûd", TDV İA, (İstanbul: TDV Yayınları, 1988) I, 114.
⁴ Mehmet Ali KAPAR, “Ebû Cehil”, TDV İA, İstanbul: TDV Yayınları, 1994), X, 117-118.
⁵ TDV İA, X, 118.
⁶ TDV İA, X, 118.
⁷ Abdullah AYDINLI, "İkrime b. Ebû Cehil", TDV İA, (İstanbul: TDV Yayınları, 2000), XXII, 42.
⁸ İbn Hacer el -Askalânî, el-İsâbe, Tercüme: Naim Erdoğan , İz Yayıncılık, 3. Baskı, İstanbul, 2018, III, 445; İkrime, Suriye ve Filistin’in fethi sırasında Bizanslılar’la yapılan Ecnâdeyn Savaşı’nda (13/634) veya aynı yıl Mercisuffer Muharebesi’nde şehid oldu. Onun 14’te (635) Dımaşk’ın fethinde veya 15’te (636) Yermük Savaşı’nda şehid düştüğü, vücudunda yetmişten fazla ok ve kılıç yarası bulunduğu, yahut 18’de (639) Amvâs’ta vebadan öldüğü de zikredilmiştir: Abdullah AYDINLI, "İkrime b. Ebû Cehil", TDV İA, XXII, 42.
⁹ Mehmet Bahaüddin VAROL, "Ümeyye b. Halef", TDV İA, (İstanbul: TDV Yayınları, 2012), ###XII, 305.
¹⁰ el-İsâbe, II, 573.
¹¹ "Terim anlamını Tevbe sûresindeki (9/60) “el-müellefetü kulûbühüm” ifadesinden alan tamlama, maddî ihsanda bulunmak suretiyle gönüllerinin İslâm’a ve müslümanlara karşı yumuşatılması arzulanan gayri müslimleri, kendilerinin veya bağlılarının İslâm’ı benimsemesi umulan yahut zarar vermelerinden korkulan veya düşmana karşı himayeleri istenen nüfuz sahibi kimseleri ve dinde sebat etmeleri arzulanan yeni mühtedileri belirtmek için kullanılmıştır." Cengiz KALLEK, "Müellefe-i Kulûb", TDV İA, (Ankara: TDV Yayınları, 2020), ###I, 473.
¹² Mehmet Ali KAPAR, "Safvân b. Ümeyye", TDV İA, (İstanbul: TDV Yayınları, 2008), ###V, 486.
¹³ el-İsâbe, II, 574.
¹⁴ Mustafa FAYDA, "Âs b. Vâil, TDV İA, (İstanbul: TDV Yayınları, 1991), III, 449.
¹⁵ TDV İA, aynı yer; ayrc. bknz. el-İsâbe, III, 514.
¹⁶ Mustafa FAYDA, "Velîd b. Muğîre", TDV İA, (İstanbul: TDV Yayınları, 2013), ###XIII, 34. Ayrc. Bknz: Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dîni Kur'an Dili, (Ankara: Akçağ Yayıncılık, 1995), VIII, 160-166.
¹⁷ TDV İA, aynı yer.
¹⁸ TDV İA, aynı yer.
¹⁹ Mustafa FAYDA, "Hâlid b. Velîd", TDV İA, (İstanbul: TDV Yayınları, 1997), XV, 289.
²⁰ el-İsâbe, II, 29.
²¹ TDV İA, XV, 289.
²² TDV İA, aynı yer.
²³ Bknz: el-İsâbe, II, 30.
²⁴ Adnan DEMİRCAN, "Utbe b. Rebîa", TDV İA, (İstanbul: TDV Yayınları, 2012), ###XII, 235.
²⁵ İrfan AYCAN, "Ebû Süfyân", TDV İA, (İstanbul: TDV Yayınları, 1994), X, 231.
²⁶ M. Yaşar KANDEMİR, "Hind bint Utbe", TDV İA, (İstanbul: TDV Yayınları, 1998), XVIII, 64-65.
²⁷ Bknz: İrfan AYCAN, "Muâviye b. Ebû Süfyân", TDV İA, (Ankara: TDV Yayınları, 2020), ###, 330-332.

KAYNAKÇA:
DÜZDAĞ, M. Ertuğrul. Üstad Ali Ulvi Kurucu -Hatıralar-, Kaynak Yayınları, İstanbul.
EL-ASKALÂNÎ, İbn Hacer. el-İsâbe, I-V, Tercüme: Naim Erdoğan, Sahâbe-i Kirâm Ansiklopedisi, (3. Baskı), (İstanbul: İz Yayıncılık, 2018).
HEYET, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, TDV Yayınları, I-###XIV.
YAZIR, Elmalılı Muhammed Hamdi. Hak Dîni Kur'an Dili, (Ankara: Akçağ Yayıncılık, 1995).

* Kısaltmalar: TDV İA; Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.

13/12/2025

3. Durak: Aydın, Muğla ve Denizli

İkindi namazından sonra Osman Hoca ile Ahmet, Aydın'a konferans için yola çıktılar. İzmir'den sonra Ege kıyısı boyunca güneye inerek Aydın'a geçilir. Osman Hoca, Aydın'da yatsıdan sonra konferansı verdi. Sonra da istirahata çekildiler.

Ertesi gün, sabah Muğla'ya geçtiler. Oradaki konferansı da verdikten sonra Denizli'ye gitmek için yola çıktılar. Seksen kilometre yol aldıktan sonra, öğleden sonra üçe doğru Denizli'nin Kale ilçesine vardılar. Orada Osman Hoca'nın asker arkadaşı vardı: Ali...

Asker Arkadaşı

Osman Hoca, askerliğini 1978 yılında, Sinop ilinde, dört ay, kısa dönem olarak yapmıştı. Yükseköğretim mezunu olmayan vatandaşlar askerlik hizmetini uzun dönem olarak yani yaklaşık 20 ayda tamamlarlardı. Dört yıllık veya daha uzun Üniversite mezunu olan, ancak kura veya seçme sonucu yedek subay statüsüne alınmayan kişiler, hizmetlerini dört ay gibi kısa bir sürede tamamlama hakkına sahipti. Bu kişiler, hizmetlerini er veya erbaş olarak tamamlarlardı. Dolayısıyla Osman Hoca, dört ay erbaş olarak yapmıştı askerliğini.
Osman Hoca , Sinop'ta askerde tanımıştı Ali'yi... 1957 doğumlu ve Osman Hoca'dan iki yaş küçük olan Ali "uzun dönem" olarak askerlik yaptığı için Sinop'u ve halkını, askerleri ve komutanları çok iyi biliyordu. Dolayısıyla Osman Hoca, onun, çok iyiliğini görmüştü. Ali, Osman Hoca'ya daima sadık bir arkadaş olmuştu. Şimdi vefa zamanıydı. Osman Hoca, onu ziyaret edip geçecekti buradan.

Ali Efendi, cep telefonuyla evinin konumunu Osman Hoca'nın telefonuna atmıştı; dolayısıyla Osman Hoca ile Ahmet'in evi bulmaları kolay oldu. Ali Efendi, onları; küçük, tek katlı, bahçeli evinin kapısında karşıladı. Osman Hoca ile Ahmet'in karşısında; 65 yaşında, esas karakteri elinin emeğiyle yoğrulmuş, hayatı teoriden çok pratikle öğrenmiş bir adam duruyordu.

Ali Efendi'nin, fiziki çalışma yani çiftçilik sayesinde omuzları hâlâ geniştir, ancak yaşına göre hafifçe eğik durmaktadır. Elleri, kalınlaşmış derisi ve belirginleşmiş damarlarıyla, ömrü boyunca çalıştığının somut kanıtıdır.

Saçları büyük ölçüde beyazlamış ve seyrelmeye başlamıştır. Kalın ve şekilli bıyığı, yüzündeki ciddiyeti ve sağlam duruşu pekiştiriyordu. Gözlerinin kenarları derin, ama içi vefalı ve sıcaktı; Osman Hoca'ya duyduğu sarsılmaz sadakati bu bakışlarda seziliyordu. Gözlerinin etrafındaki "kaz ayakları", gülümsemeye hazırdır. Ali Efendi, uzun dönem askerliğin ve çileli bir ömrün verdiği tecrübeyle, insanları tanıma yeteneği kazanmış; dolayısıyla insanları hemen anlayan, keskin ama yara izi bırakmayan bir bakışa sahipti.
Ali Efendi'nin giyimi, Denizli Kale'nin yerel kültürünü ve rahatlığını yansıtıyordu. Üstünde pamuklu, klasik yaka, kareli, uzun kollu gömlek; altında ise, kanvas kumaştan, rahat kesimli, açık kahverengi tonlarda bir pantolon vardı. Pantolonun diz kısımları, günlük işlerinden dolayı hafifçe esnemişti.

Ayağında ise, rahatlığı ön planda tutan, siyah renkli, deri, bağcıklı ve sağlam tabanlı ayakkabı vardı; bu ayakkabılar çalışmaya, yürüyüşe ve uzun süre ayakta kalmaya elverişliydi.

Ali Efendi'nin, bileğinde eski usul, kalın kayışlı klasik bir saat dikkati çekiyordu. Parmağında ise, kahverengi akik taşlı gümüş yüzük parlıyordu.
Hocayı görür görmez, Ali Efendi'nin yüzüne, eski sadakatinin ve vefasının izlerini taşıyan sıcak, içten bir tebessüm yayıldı. Gözlerinde yorgunluk değil, geçmişin hatıralarını tazeleyecek olmanın neşesi parlıyordu. Osman Hoca’yı görmenin heyecanı, onun yüzünü anlık olarak gençleştirdi adeta. Güçlü bir kucaklaşma için kollarını açtı. Sesi, "Ege ağzının" sıcaklığıyla hafifçe uzayarak, içten ve samimi bir, "Hoş geldiniz, hocam!" dedi.

Osman Hoca da benzer duygular içerisine girdi ve o da kollarını açarak, "Hoşbulduk, arkadaşım!" dedi ve birbirlerine sımsıkı sarıldılar. İkisinin de gözlerinden yaş geldi. Gömleklerinin koluyla gözyaşlarını sildiler. Ali Efendi, elini uzatarak, Ahmet'e, "Sen de hoşgeldin, evladım!" dedi. Ahmet de elini uzattı ve Ali Efendi ile tokalaştı. Osman Hoca, Ahmet'i tanıttı Ali Efendi'ye. Sonra Ali Efendi misafirlerine:
— Buyurun, eve geçelim, diyerek içeriye davet etti.

Hep birlikte Ali Efendi'nin evine girdiler. [Holde (girişte) Ali Efendi'nin hanımı vardı. Misafirlere, "Hoşgeldiniz", dedi. Onlar da, "Hoşbulduk", dediler. Bundan sonra gidinceye kadar bir daha görmediler Ali Efendi'nin eşini.] Ali Efendi, girişin sağında bulunan ilk oda kapısından misafirleri içeriye aldı. Koltuklara oturdular. Asker hatıralarının konuşulduğu kısa sohbetden sonra kapı tıklatıldı. Bunun anlamı, ikram hazır, demekti.
Ali Efendi, hemen mutfağa geçti ve eşinin hazırladığı yemekleri misafir odasına getirdi. Misafirlerini buyur etti.

Osman Hoca:
"Ali, niye zahmet ettiniz?" dedi.

Ali Efendi:
"Ne zahmeti, hocam! Kaç yıl sonra arkadaşımızla kavuşmuşuz şurada; yemeğin lafı mı olur?" dedi.

Osman Hoca, koltuktan kalkarken:
"Lavabo müsait midir? Biz bir ellerimizi yıkasak..." dedi.

Ali Efendi hemen:
"Tabi hocam, buyurun!" diyerek önden koridora çıktı. Lavabonun müsait olduğunu anlayınca Osman Hoca ve Ahmet de koridora çıktılar. Lavaboda ellerini yıkadıktan sonra, yemeğin başına oturdular. Yemeğe besmeleyle başladılar. Yemek yenirken, Ali Efendi, ağzındaki lokmayı bitirdikten sonra Osman Hoca'ya bakarak:

"Hocam, yemekten önce de hep ellerinizi yıkar mısınız?" diye sordu.

Osman Hoca: Peygamberimiz (s.a.s.), 'Yemeğin bereketi, yemekten önce ve sonra elleri yıkamaktadır.' buyurmuştur. İşte biz de, elimizden geldiğince bu sünneti yerine getirmeye çalışıyoruz." dedi.

Yemeğin sonunda da, "elhamdülillah" dediler. Osman Hoca ve Ahmet, ev halkına dua ettiler. Müsait olduğu söylenince lavaboda önce Osman Hoca, sonra Ahmet, en son da Ali Efendi ellerini yıkadılar.

İkindi vakti girmişti. Osman Hoca:

— Ali, namazlarımızı kılabiliriz! deyince, Ali Efendi:

— Kılalım, hocam! Ben hemen seccadeleri getiriyorum, dedi ve seccade almaya öbür odaya gitti. Biraz sonra üç adet seccadeyle gelen Ali Efendi, seccadeleri büyük bir özenle kıbleye doğru serdi. Sonra da Osman Hoca'ya:

— Buyrun, hocam! Siz öne geçin ve siz kıldırın namazı, dedi.

Osman Hoca:

— Tamam, Ali! Yalnız, biz Ahmet'le seferiyiz; biz iki rekât kılacağız, sen ise dört rekât kılacaksın... Şöyle ki, farzı, hep birlikte iki rekât kılıp oturunca, biz tahiyyat duasını, salli bârik dualarını ve rabbenâ dualarını okuyup selam vereceğiz; sen ise tahiyyât duasını okuyup bekleyeceksin, ben sola selam verirken kalkacak ve kalan iki rekatı kendin kılacaksın. Ben selam verdiğimde, senin namazın bitmiş sayılmaz. Ben, namazı dört rekât kılana yol vermiş olurum. Sen o anda kalkıp kalan rekatları eda edeceksin. Kalacaksın da, yalnız üç ve dördüncü rekatlarda kıraat yapmaksızın Fatiha okuyacak kadar bir süre bekleyeceksin, sadece rüku ve secdedeki tesbihler ile oturuştaki tahiyyat, salavatlar ve duaları okuyup selam vererek namazını tamamlayacaksın, diyerek, daha namaza başlamadan önce Ali Efendi'yi bilgilendirmiş oldu.

Ali Efendi:

— Yaa hocam, üç ve dördüncü rekatlarda fatiha okumayacağım; sadece fatiha okuyacak kadar bir süre bekleyeceğim, öyle mi? Bilmiyordum... Peki, hocam! Unutur da üç ve dördüncü rekatlarda veya sadece birinde fatiha okusam, ne olur? diye sorunca, Osman Hoca şöyle cevap verdi:

— Seferiye uyan mukim kişinin, imamın selamından sonra kalkıp kıldığı rekatlarda fatiha okuması bazı alimlerce gerekli görülmüş ise de mezhepte tercih edilen görüşte hükmen imamın arkasında olması sebebiyle okumaması görüşü doğru bulunmuştur. Bu nedenle her ne kadar doğrusu okumaması ise de, okuması durumunda sehiv secdesi gerekmez.

Sonra, Ahmet kâmet etti ve Osman Hoca'nın imamlığında namaza başladılar. Ahmet, Osman Hoca'nın tam arkasına, Ali Efendi de Ahmet'in sağına durmuştu.

*
Namazdan sonra Osman Hoca ve Ahmet, Ali Efendi'den müsaade istediler.

*
Denizli Tavas'a doğru yola çıktılar.

[Yunus İlemin, Sürgün Veriyor Aşılar, (13.12.2025)]

18/10/2025

"Osman Hoca, gençlerle olan toplantısında bir gün şöyle dedi: Gençler, bugünkü konumuz nikah ve zina! Arkadaşlar! Biliyorsunuz ki, bir kadınla bir erkeğin şahitler huzurunda birbirleriyle evlenmeyi kabul etmelerine nikah diyoruz ve bundan sonraki aralarındaki bütün ilişkiler helaldir; ama bir kadın ve bir erkeğin nikah olmadan bir araya gelmeleri, cinsel ilişkide bulunmaları zinadır. Allah-u Teâlâ ise, zinanın her çeşidini yasaklamıştır. Zira Buhârî ve Müslim'in naklettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), "Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinası dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası tutmak, ayakların zinası yürümektir. Kalbe gelince o, arzu eder, ister. Üreme organı ise bunu ya gerçekleştirir, ya da boşa çıkarır." demiştir. Onun içindir ki Allah (celle celâluh), İsra Suresi, 32. ayette, "Zinaya yaklaşmayın. Zira o, bir hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur." buyurmuştur. Cenab-ı Hakk, bu ayeti kerimede zinadan ziyade zinaya götürecek yolları da yasaklamıştır. Biraz önce Efendimiz (s.a.s.)'in ifade ettiği gibi harama bakmamalı, haramı dinlememeli, harama adım atmamalı, namahreme dokunmamalı. İslam, böylece harama karşı bir tedbir almaktadır. Yine imam Müslim'in naklettiği bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.s.), "Hiç biriniz, yanında mahremi bulunmayan bir kadınla baş başa kalmasın. Zira üçüncüleri şeytandır." diyerek, insanı zinaya götürebilecek öyle bir durumdan da sakındırmıştır. Değerli gençler! Günümüzde bu konuda çok hassasiyet göstermek gerekiyor."
(Sürgün Veriyor Aşılar, 85)

05/03/2024

BİR NESİL BEKLİYORUM
Yunus İLEMİN / 01.10.2015

"Âsım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek."
(Mehmet Akif ERSOY)¹

Bir Nesil bekliyorum: Hakkı tutup kaldıracak; insanlar arasında sevgiyi yayacak. Yunus Emre edasıyla:
"Ben gelmedim davi² için,
Benim işim sevi için.
Dostun evi gönüllerdir;
Gönüller yapmaya geldim."³
diyecek. Belki, "niye bekliyorsun, o nesilden bir fert sen ol", diyeceksin! Ben âcizim; gücüm, cesaretim, ilmim ve iradem yetmiyor buna.

"Fâniyim, fâni olanı istemem.
Âcizim, âciz olanı istemem.
Ruhumu Rahman’a teslim eyledim; gayr istemem.
İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim."⁴
sözleriyle bir hakikati ifade etmiş ya alimlerimiz, ben o misal...

Sevgiyi insanlar arasında yaymak, öyle her gönlün başaracağı bir şey değil herhâl; "ummanlar gibi bir gönüle sahip olmak gerekir", diye düşünüyorum. Muhabbet fedaisi olsun, gönlüne Hakk sevgisi kaplasın. Tâ yaratılanı, yaratanından ötürü sevsin. Bir karıncayı dahi bilerek basmasın. Ayakkabısı yırtık veya pantolonu eski bir çocuk gördüğü zaman, tâ ciğeri delinsin...

Bir nesil bekliyorum: Hazret-i Yusuf misâli, "iffet kahramanı" olsun; karşı cinse karşı, başkalarının namusunda gözü olan biri değil, kendisine göz koyanlar karşısında buram buram terleyen, yüzü kıpkırmızı olan ve "Allah'tan korkarım, senin istediğini yapmaktan."⁵ diyen bir iffet kahramanı...

Bir nesil bekliyorum: Gecesi ibâdetle, duayla, ilimle, hikmetle, tefekkürle geçsin; gündüzü eğitim, öğretimle, insanlık adına bir şey üretmekle geçsin ve tabii gündüzünde namazı, niyazı olsun.

Bir nesil bekliyorum: Peygamber ve sahâbe sevdalısı; aksiyon adamı; iki günü eşit geçmeyen bir mücâhid.

Bir nesil bekliyorum: Dünya malına, mülküne gönül bağlamayan; doğruluğu, dürüstlüğü, vefâyı, dostluğu daima üstün tutan ve bu değerlerden vazgeçmeyen; sevdiğini bir çıkar, bir karşılık beklemeden, Allah için seven bir nesil...

Kızılcabölük
17 Zilhicce 1436

________________________
¹Mehmet Akif ERSOY, Safahat; https://safahat.diyanet.gov.tr/PoemDetail.aspx?bID=11&pID=128
²DA’VÎ: i. (Ar. da‘vā’dan Fars. da‘vі) Dâvâ. (http://www.lugatim.com/s/davi)
³Dr. Mustafa TATCI, Yunus Emre Divanı, DİB Yayınları;
https://yunusemresiirleri.com/siir/gonuller-yapmaya-geldim.html
⁴Said Nursi, Sözler (26. Söz, Hatime), Diyanet Yayınları.
⁵Bknz. Heyet, Kur'ân-ı Kerîm ve Açıklamalı Meâli, 237, TDV Yayınları, (12/Yûsuf Sûresi, 23) ; Ayrc. bknz: Buhârî, "Ezân", 36.

30/12/2023

Bir Ayet:
Göklerde bulunanlar da yerde bulunanlar da Allah'ı tesbih ediyor. Egemenlik O'nundur ve hamd O'na mahsustur. O'nun her şeye gücü yeter.
(Teğâbun, 64/1)

Bir Hadis:
Siz hiç günah işlemeseydiniz Allah, günah işleyip tövbe ve istiğfar eden bir topluluk yaratır da onları bağışlardı.
(Müslim, "Tevbe", 9)

Bir Dua:
… Ey rabbimiz! Yüreğimizi sabırla doldur; bize direnme gücü ver; kâfir kavme karşı bize yardım et.
(Bakara, 2/250)

06/06/2023

Bismillahirrahmanirrahim*
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا اللّٰهَ ذِكْرًا كَث۪يرًاۙ* وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَاَص۪يلًا*

41- "Ey iman edenler! Allah'ı çok zikredin, O'nu sık sık anın." 42- "Sabah akşam O'nu takdis ve tenzih edin." (33/Ahzâb Sûresi,41 ve 42)

(Bu ayete ittibâen;
100 استغفر الله (istiğfar)
100 الصلاة والسلام عليك يا رسول الله (salavat)
300 لا اله الا الله (K. Tevhid)
Sabah ve Akşam ;
100 سبحان الله وبحمده سبحان الله العظيم
diye zikredebiliriz bir günde.)

04/01/2022

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir defasında " İşte o gün yeryüzü kendi haberlerini anlatır." (Zilzâl, 99/4) âyet-i kerîmesini okudular ve ashâbına:

“–Arz’ın (yeryüzünün) anlatacağı haberleri nelerdir, biliyor musunuz?” diye sordular. Onlar:

“–Allah ve Rasûlü daha iyi bilir!” diye cevap verince Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:

“–Onun haberleri, kadın veya erkek her kulun Arz üzerinde işlemiş olduğu amellere şahitlik etmesi ve; «Şu gün, şu vakitte, şu şu işleri yaptı.» demesidir. İşte bunlar, yeryüzünün haberleridir.” buyurdular."

(Tirmizî, Kıyâmet 7/2429; Tefsir 99/3353; Ahmed, II, 374; Hâkim, II, 281/3012)

Address

Dağal, Denizli
Denizli
20730

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Yunus İlemin posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share