Sosyal Hizmet
Bireylerin, ailelerin ve toplumların yaşadıkları çevre koşullarında, kontrolleri dışında gelişen sorunların önlenmesi ve çözümlenmesini, maddi olan ve olmayan ihtiyaçların karşılanmasını, sosyal refahın ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesini hedefleyen, mücadeleye dayalı dinamik bir meslektir. Sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın bilimsel içerikli bir oryantasyonu olduğundan dolayı da
toplumun vicdanı olarak, yoksunluk ve sorunlar yaşayan birey, aile ve toplulukların yaşamdaki işlevselliklerini geliştirmeye ve refahını arttırmaya çalışır. Bir ülkenin sosyal devlet olup olmadığının ya da sosyal devlet ilkelerinin ne kadar yaşama geçirildiğinin en temel göstergelerden birisi de sosyal hizmetlerdir. Bu açıdan bakıldığından sosyal hizmetler, eğitim ve sağlık hizmetlerinden sonra en yaygın kamu hizmetidir. Sosyal hizmet düşüncesi, son yüzyılda tartışılmaya başlanmış ve Sanayi Devrimiyle birlikte hızla insanlığın gündemine gelmiştir. Çünkü Sanayi Devrimi, batı toplumsal yapısında önemli değişimler yarattığı gibi endüstrileşmeyle birlikte toplumsal sorun alanları da yaratmıştır. Sosyal hizmet büyük oranda bu sorun alanlarına yanıtlar aramıştır. Sosyal hizmet düşüncesi önceki dönemlerde daha çok varlıklı kişilerin, oluşturdukları hayır dernekleri aracılığıyla vicdanlarını rahatlatmak amacıyla yoksullara verdikleri sadakalar şeklinde uygulanmakta iken; Sanayi Devrimi ile birlikte vatandaşın hakları ve devletin ödevi olarak gündeme getirilmiştir.
Ülkemizde bu amaçla, 20. yüzyılın başında süren uzun savaşlar sonucunda, yanmış yıkılmış bir ülkede binlerce annesiz babasız kalan çocuğa hizmet vermek amacıyla Himaye-i Etfal Cemiyeti kurulmuştur. Adı geçen cemiyet, Cumhuriyet Devrimiyle birlikte Çocuk Esirgeme Kurumu’na dönüştürülmüştür. Ancak daha sonra sosyal hizmetlerin çocukla sınırlı olmayacağı görülmüş ve ihtiyaca uygun kuruluşlar oluşturulmaya başlanmıştır. Birleşmiş Milletler önderliğinde, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı başta olmak üzere ilgili bakanlıklar, kamu ve özel kuruluş temsilcilerinin katılımıyla yapılan çalışmaların sonucunda, 1959 yılında 7355 sayılı kanunla alanda araştırma yapmak üzere Sosyal Hizmet Enstitüsü, 1961 yılında sosyal hizmet eğitimi vermek üzere Sosyal Hizmetler Akademisi, 1963 yılında ise SSYB bünyesinde Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Daha sonra dünyada ve ülkemizde sosyo-ekonomik gelişmelerin etkisiyle 1983 tarihinde 2828 sayılı kanun gereği sosyal hizmet kuruluşları tek çatı altında birleştirilmiş ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu oluşturulmuştur. Kanun amacını, “korunmaya muhtaç çocuklara, özürlülere, yaşlılara, muhtaç ailelere ve gereksinim duyan insanlara ayni ve nakdi nitelikte geçici veya sürekli sosyal hizmet sunmak” olarak tanımlanmıştır. Sosyal hizmet çağdaş dünyada insana ve topluma gerekli koşulların yaratılmasında büyük olanaklar sağlamaktadır. Bu nedenle değişen toplumda sosyal hizmet mesleğinin bilgi, değer, yöntem, teknik açıdan geliştirilmesi, yeni bilgi üretimi yanında yöntemlerin uluslararası gelişmeler doğrultusunda yeniden formülasyonun yapılması, Sosyal hizmet eğitiminin çağdaş dünya düşünce ve kavramlarına uygun anlayışla gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Özellikle kaliteli bir eğitim ve öğretim yoluyla insana yapılan yatırım, sürdürülebilir bir ekonomik ve sosyal kalkınma için oldukça önemlidir. Anayasamızda da belirtildiği üzere sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye, sosyal bir devlet olmanın doğal bir gereği olarak vatandaşlarına iyi bir sosyal hizmetler bütünü sunmak zorundadır. Bunun da en önemli ön şartlarından birisi sosyal hizmetler konusunda çalışacak ve çalışan işgücüne kapsamlı, detaylı, güncel, yeniliklere açık, hayat boyu eğitim anlayışı ile tutarlı bir sosyal hizmet eğitimi sunmak ve bu kişilere üretkenliklerini ve verimliliklerini en iyi şekilde ortaya koyabilecekleri çalışma imkânları ve ortamları yaratmaktır. Bunu yaparken eğitim kurumlarımıza düşen görev ise sosyal hizmetler alanında dünyada yaşanan gelişmeleri takip ederek bunları müfredat programlarına aktarmaktır. Ancak gelişen dünyada sosyal hizmetlere çok ciddi bir ilgi ve hızlı ilerleme olmasına rağmen, ülkemizde Resmi olarak yarım asırlık geçmişiyle temel taşları oturmuş sağlam bir yapı haline gelmesi beklenen sosyal hizmet mesleği, maalesef henüz emekleme evresinde ilerleyişine devam etmektedir. Etkinlik, üretim, örgütlenme, bütünleşme ve en önemlisi bütün bunlara bağlı olarak hizmet sunma açışından bu ülkede varlığını henüz ortaya koyamamıştır. Bütün bunlara rağmen Kamuda ve özel sektörde büyük ihtiyaç duyulan mesleklerden birisi olduğu için, gelecekte; Türkiye’de de en popüler meslekler arasında yerini alacaktır.
İnsan olmanın onurunu sosyal adalet kavramıyla destekleyecek, bir hizmet departmanı olarak, sağlık ve eğitim kurumlarında, sosyo-kültürel etkinliklerde, sosyal güvenlikte, etkin ve yetkinliği güçlendirilmiş bir sosyal hizmet uzmanlığı ile bireysel ve toplumsal gelişim hedeflerine ulaşılabilir. Bu hedefe ulaşmada, doğrudan insana yardım mesleklerinden biri olan uygulamalı sosyal hizmet uzmanlığı hizmetleri önemli katkı sağlayacaktır. Diğer taraftan gerekli model yaklaşımlar geliştirilebilir ve mevcut anlayış esnekleştirilerek, farklı yaklaşımlar ortaya konulabilirse bu meslek, toplumun zihninde yeni bir sosyal tasarım olarak da algılanabilecektir.
Ülkemizin genç bir nüfusa sahip olması ve giderek ömür beklentisinin yükselmesi sosyal hizmetlere olan ihtiyacı önemli oranda artırmaktadır. Diğer yandan AB giriş sürecinde, tarım nüfusunu yüzde 35’lerden yüzde 10’lara indirme hedefleri büyük şehirlere olabilecek göç ve buna bağlı olarak da işsizlik, vb. Bu durum Türkiye’de önümüzdeki süreçte Sosyal Hizmet talebinin hızla artacağı anlamına da gelmektedir. Sosyal hizmet eğitimi, geçmiş yıllarda Sağlık Bakanlığına bağlı “Sosyal Hizmet Bölümü” ve H.Ü bağlı “Sosyal Çalışma Bölümü”nde verilmiştir. 1982 yılında YÖK`ün kurulmasıyla her iki kuruma bağlı eğitim veren bölümler kapatılıp bu bölümler H.Ü. Sosyal Hizmetler Yüksek Okulunda sürdürülmüştür. Böylece 2001 yılına kadar sosyal hizmet eğitimi tek üniversiteden yapılmış ve bu yıllarda diğer açılacak okulların çalışmaları başlamıştır. Fakat sosyal hizmet bölümünün sayısının artmasının yanında bölümlerin açılmasında en önemli gereksinim olan akademik personel yetiştirilmesi konusunda şu zamana kadar ihtiyaçları karşılayacak bir yapı oluşturulamamıştır. Son yıllarda özellikle son 5–6 yıllık süreçte farklı üniversitelerde hızla sosyal hizmet bölümleri açılmaya başlanmıştır. Ancak bu da yukarıda bahsettiğimiz ihtiyaçları karşılamada yeterli olamamıştır. Bu ihtiyaçların karşılanması amacıyla Fakültemiz bünyesinde açıköğretim yolu ile eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdürecek olan Sosyal Hizmet bölümünde yer alacak ders ve uygulamalar, Üniversitemizde ve Üniversitemiz dışındaki diğer Yükseköğretim kurumlarında görev yapan, konu ile ilgili bilimsel çalışmaları bulunan ve alanında yüksek bilgi, birikim ve tecrübeye sahip olan öğretim elemanları ile birlikte yürütülecektir.