İSAR Dijital

İSAR Dijital Akademik Birikimi Dijital Dünyaya Açıyoruz

Camdan Kale: Özgürlük Mü, Yoksa Romantik Bir İhmal mi?Jeannette Walls'un sarsıcı hayat hikayesinden uyarlanan Camdan Kal...
12/05/2026

Camdan Kale: Özgürlük Mü, Yoksa Romantik Bir İhmal mi?

Jeannette Walls'un sarsıcı hayat hikayesinden uyarlanan Camdan Kale (The Glass Castle), bugün eğitim dünyasında çokça tartışılan "okulsuzluk" (unschooling) kavramını en uç noktada işliyor. Ancak son videoda Prof. Dr. Alim Arlı hocamızın da vurguladığı gibi; okul sadece bir dört duvar veya müfredat yığını değildir. Okul, çocuğun dış dünya ile bağ kurduğu, sosyal uyum sağladığı ve en önemlisi "güvende" hissettiği bir kurumdur.

1. Müfredatsız Çocukluk ve Gerçek Hayatın Tokadı
Rex Walls, çocuklarına yıldızların altında coğrafya, hayali projelerle matematik öğreterek onları birer "entelektüel asiye" dönüştürmeye çalışıyor. Görsellerde gördüğümüz bu romantik tablo, maalesef o büyük eksiklikle çarpışıyor: Sistematik bir yapı ve sosyal aidiyet. Çocuklar akademik olarak akranlarından üstün olsalar da, bir sınıfa girdiklerinde "uyumsuz" olarak damgalanıyorlar.

2. "Ateşle Öğrenmek" mi, Güvenli Liman mı?
Filmdeki o meşhur sosis pişirme sahnesi, ailenin "yara izi diplomadır" felsefesini özetliyor. Fakat eğitimin temel amacı çocuğu hayata hazırlarken onu travmalardan korumaktır. Walls ailesinde ise özgürlük, fiziksel ve duygusal bir ihmale dönüşüyor. Anne ve babanın sanat ve felsefe uğruna çocukların temel ihtiyaçlarını (beslenme, güvenlik) hiçe sayması özgürlüğün bedelinin ne kadar ağır olabileceğini gösteriyor.

3. Düzene Kaçış: En Büyük İsyan "Normal" Olmaktır
Genelde çocuklar düzene isyan eder, ancak Jeannette’in hikayesinde durum tam tersi. Jeannette’in New York’a kaçışı aslında babasının kuralsız kaosundan kurtulup, o "toplumsal düzenin bir parçası olma" arzusudur. Bazen en radikal başkaldırı, size sunulan zoraki asilikten çıkıp "normal" bir hayat kurmaktır.

Sonuç: Yıkılan Kaleler, Baki Kalan Merak
Camdan Kale sonunda yıkılıyor. Eğitim, çocuğun sırtına "öteki" olmanın ağır yükünü yüklemeden ona dünyayı keşfettirmelidir. Walls çocukları sarsılmaz bir dayanıklılık kazandılar ama bunu çok ağır bedeller ödeyerek yaptılar.

11/05/2026

Kestirip Atmayın: Üniversiteleri Neden Yanlış Anlıyoruz?

Türkiye'de çok üniversite var, üniversiteler kalitesiz ve üniversitelere gerek yok düşüncesiyle "hemen hayata atılalım" diyenler aslında büyük bir yanılgı içinde! 🛑

Günümüzde birçok kişi kestirip atarak, 1000 yıllık bir tarihsel kurum olan üniversitelerin gerekli olmadığına dair hızlı bir kanaate varıyor. Ancak Prof. Dr. Alim Arlı'nın da belirttiği gibi, bu durum meseleyi hiç anlamamaktır. Ülkemizde bir diploma enflasyonu olduğu gerçek, fakat bunun temel sebebi yüz yüze eğitim kapasitesi değil, orantısız büyüyen açıköğretim sistemidir. Kendi ölçeğimizdeki Japonya veya Avrupa ülkeleriyle karşılaştırdığımızda, Türkiye'de yükseköğretim kurumu sayısı aslında sanıldığının aksine çok az!

Üniversiteler sadece aydın yetiştiren elitist mekanlar veya işsizliği gizleyen bekleme salonları değildir. Eğitim, araştırma ve topluma hizmet gibi çok yönlü işlevleri olan bu kurumları doğru bir zeminde tartışmalıyız. Akademik planlama eksiklikleri, ön lisans ve lisans programlarındaki eğitim reformu ihtiyacı gibi gerçek sorunlara odaklanmalıyız. Bilgi toplumunda mesleki eğitimden yapay zeka devrimine kadar her alanda nitelikli eğitime eskisinden daha çok ihtiyacımız var.

Peki işsizliğin asıl sebebi ne? Çözüm nerede?
Videonun tamamını Bio'daki linkten izleyebilirsiniz! 🎓👇

Bir sınıf dolusu öğretmen ve duvara asılı bir diploma... Bunlar olmadan da öğrenmek mümkün mü? İşte bu noktada otodidakt...
11/05/2026

Bir sınıf dolusu öğretmen ve duvara asılı bir diploma... Bunlar olmadan da öğrenmek mümkün mü? İşte bu noktada otodidakt – kendi kendini eğiten, öz öğrenimli birey – devreye giriyor. Birçok kişi eğitimi sınırlı bir süre ve mekânla ilişkilendirirken, otodidakt yaklaşımı, öğrenmeyi bir yaşam biçimine dönüştürmenin kapısını aralıyor. Bilgiye ulaşmanın hiç olmadığı kadar kolay olduğu günümüz bilgi toplumunda, bu yetkinlik hayati bir önem taşıyor.

İSARdijital YouTube kanalındaki yeni videomuzda, Marmara Üniversitesi Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü'nden Sosyolog Prof. Dr. Alim Arlı ile üniversitelerin geleceği, yükseköğretim sistemi ve nitelik sorununu konuştuk. Alim Hoca, aydın yetiştirme meselesini konuşurken ezber bozan bir gerçeği vurguluyor: “...üniversitenin temel görevi aydın yetiştirmek falan değil. Aydın kendi kendini de yetiştirebilir.” Bu güçlü tespit, öğrenmenin kurumsal sınırlarını aşarak, bireysel merak ve disiplinle de derinleşebileceğini hatırlatıyor.

Prof. Dr. Alim Arlı ile gerçekleştirdiğimiz bu derinlemesine analizde, üniversite-aydın ilişkisinden açık öğretimin orantısız büyümesine, ara eleman açığı mitinden akademik planlamanın eksikliklerine kadar pek çok kritik konuyu ele aldık. Tamamını İSARdijital YouTube kanalında izleyerek bu ezber bozan sohbetin bir parçası olabilirsiniz.

10/05/2026

4 Yılınız Çöpe mi Gidiyor? Üniversite Eğitimi Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar!

Son günlerde sosyal medyada sıkça karşılaştığımız "Sakın çocuklarınızı üniversiteye göndermeyin", "üniversiteler zaten vasıfsız mekanlar" ve "çocuğunuzun 4 yılını harcamayın" gibi iddialar gerçeği yansıtıyor mu? Prof. Dr. Alim Arlı'nın da oldukça sert ve net bir dille ifade ettiği gibi; bu ezber söylemlerin hepsi aslında tamamen "boş lakırdı"dır! 🛑

Bilgi toplumu ihtiyaçlarının devasa boyutlara ulaştığı ve yüksek teknolojinin her alanı dönüştürdüğü modern bir dünyada, sadece lise eğitimi almış bir nüfusla toplumsal hayatı ve ekonomiyi çekip çeviremeyiz. Peki, herkesin şikayet ettiği o meşhur diploma enflasyonu meselesinin aslı ne?

Yaygın kanaatin aksine, Türkiye'de üniversite sayısı gelişmiş ülkelere (Japonya, ABD, Avrupa ülkeleri) kıyasla çok değil, tam aksine azdır. Ülkemizdeki temel kriz, yüz yüze eğitim veren kurumlardan ziyade, ölçüsüz bir şekilde büyüyen ve her iki öğrenciden birini kapsayan açıköğretim sistemidir. Sorun üniversitelerin varlığı değil; yükseköğretim sistemimizdeki akademik planlama eksiklikleri ve mesleki eğitim (nitelikli ara eleman) yapısının doğru kurgulanamamasıdır.

Üniversiteler, gençlerin vaktini harcadığı veya işsizlik gerçeğini gizleyen birer "bekleme salonu" değildir. Aksine araştırma, topluma hizmet ve çok yönlü eğitim sunan köklü kurumlardır. Eğitim sistemi, diploma değersizleşmesi, merkez-taşra üniversiteleri arasındaki farklar ve geleceğin eğitim vizyonuna dair tüm doğruları yeniden keşfetmek istiyorsanız bu analizi mutlaka dinlemelisiniz.

👇 Konunun tüm detaylarını ve ufkunuzu açacak videonun tamamını izlemek için Bio'daki linke tıklayabilirsiniz!

Yükseköğretim: Üniversiteyi de kapsayan, 2 yıllık, 4 yıllık, enstitüler, akademiler ve meslek okullarını içine alan geni...
10/05/2026

Yükseköğretim: Üniversiteyi de kapsayan, 2 yıllık, 4 yıllık, enstitüler, akademiler ve meslek okullarını içine alan geniş çatı kavram.

Araştırma Üniversitesi / Eğitim Odaklı Üniversite (Kolej): Üniversitelerin misyonlarına göre ayrıldığı tipolojiler (Carnegie Sınıflaması bağlamında).

Mesleki Eğitim / Ara Eleman (Teknik Eleman): Uygulamalı bilimler ve 2 yıllık programlar üzerinden piyasanın ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünü yetiştiren alan.

Diploma Enflasyonu: Piyasada çok fazla diplomalı kişinin bulunması ancak diplomanın ve derecelerin niteliksel karşılığının/kredisinin düşmesi durumu. (Videoda bu durum büyük oranda açık öğretimin orantısız büyümesine bağlanıyor).

Bilgi Toplumu: Sadece lise mezuniyetiyle çekip çevrilemeyecek, yüksek eğitimli nüfusa ihtiyaç duyan modern sosyo-ekonomik yapı.

Elitizm ve Aydın Üretimi: Üniversitelerin sadece seçkin aydınlar yetiştirmek için var olduğu yönündeki genel kabul (Videoda bu algı eleştiriliyor).

İşlevselcilik (Aşırı İşlevselci Yaklaşım): Üniversiteyi sadece "iş bulma" veya "meslek edindirme" gibi tek ve pratik bir amaca indirgeyen sorunlu bakış açısı.

Topluma Hizmet (Service to Community): Üniversitelerin eğitim ve araştırma dışında, sivil topluma, devlete ve piyasaya fayda sağlama misyonu.

Karşılaştırmalı Perspektif (Mukayeseli Yöntem): Türkiye'deki üniversite sayısının çokluğunu veya azlığını tartışırken ABD gibi kıta ülkeleri yerine Japonya, İtalya, Almanya gibi benzer ölçekli ülkelerle kıyaslama yapma zorunluluğu.

Mezun Yeterlilikleri (Beceri Sahası): Öğrencilerin mezun olduklarında donanım ve becerilerinin piyasa/dünya standartlarını karşılayıp karşılamadığı tartışması.

Eğiticilerin Eğitimi: Çok iyi araştırmacı olan akademisyenlerin, pedagojik ve öğreticilik becerilerini geliştirmek için üniversite içi merkezlerle desteklenmesi gerekliliği.

09/05/2026

HERKES YANILIYOR: Türkiye'de Üniversite Sayısı Aslında ÇOK AZ!

Şimdi yayında: youtu.be/vGdd2_6nexM

Türkiye'de gerçekten çok fazla üniversite mi var, yoksa asıl sorun yükseköğretim sistemimizin yapısal kurgusunda mı gizli? Bu bölümde, Marmara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Alim Arlı ile "üniversiteler gereksizdir" şeklindeki popüler yanılgıların ötesine geçerek; diploma enflasyonunun gerçek nedenlerini, açık öğretim sisteminin yarattığı orantısız etkiyi ve bir kurum olarak üniversitenin tarihsel işlevini öğreniyoruz.

Toplumda sıkça dile getirilen "okuyup da işsiz kalmak" veya "üniversitelerin bekleme salonlarına dönüştüğü" yönündeki eleştiriler, genellikle meselenin kök nedenlerini gözden kaçırmamıza yol açıyor. Prof. Dr. Alim Arlı, bilgi toplumu ihtiyaçlarını Japonya ve Amerika gibi ülkelerdeki verilerle mukayese ederek, Türkiye'nin mevcut yükseköğretim kapasitesini akademik bir zeminde analiz ediyor. Söyleşimizde; "yükseköğretim" ile "üniversite" kavramları arasındaki farklardan teknik ara eleman eksikliğine, akademik planlama hatalarından öğretim üyelerinin pedagojik yetkinliklerine kadar pek çok yapısal durumu inceliyoruz. Üniversiteyi yalnızca bir "iş bulma kurumu" olarak değil, araştırma yapan ve kamuya hizmet eden köklü bir müessese olarak yeniden düşünmek isteyenler için temel bir kaynak.

Sizce günümüzde bir üniversite diplomasının değerini belirleyen asıl faktör nedir? Öğrendikleriniz ışığında diploma enflasyonu ve mesleki eğitim hakkındaki düşüncelerinizi yorumlarda bizimle paylaşın, tartışmayı birlikte büyütelim. Sosyoloji, tarih ve kültür üzerine nitelikli eğitim içeriklerini takip etmek için youtube kanalımıza abone olmayı ve bildirimleri açmayı unutmayın.

̇ti̇m

2011 Venedik Film Festivali'nde Altın Aslan'ı kucaklayan Aleksandr Sokurov'un Faust uyarlaması, sinema tarihinin en ezbe...
08/05/2026

2011 Venedik Film Festivali'nde Altın Aslan'ı kucaklayan Aleksandr Sokurov'un Faust uyarlaması, sinema tarihinin en ezber bozan yapımlarından biri. Yönetmen, Hi**er, Lenin ve Hirohito'yu anlattığı ünlü "İktidar Tetralojisi"nin bu son halkasında, ilk kez kurgusal bir karakteri tarihi figürlerin arasına yerleştirerek güç zehirlenmesinin ve mutsuzluğun köklerine iniyor. Sokurov, Goethe'nin klasikleşmiş efsanesini alıp 4:3 ekran formatının yarattığı klostrofobik bir evrene hapsediyor. Bu dar açılı, kirli ve soluk renkli dünyada şeytan; görkemli bir mitolojik varlık olmak yerine çirkin, bedeni deforme olmuş yaşlı bir tefeci olarak karşımıza çıkıyor. Klişeleri yıkan bu yaklaşımda ruh arayışı, felsefi bir diyalogdan ziyade etin, kanın ve deşilen kadavraların içinde fiziksel bir organı ararcasına işleniyor. Güç, açgözlülük ve çürümüşlüğün bu sarsıcı dansı, seyirciyi de en temel dürtüleriyle yüzleştiriyor. Peki, sinema tarihinde karanlık güçler ve "kötülük" başka nasıl formlarda karşımıza çıktı? Şeytan figürü beyazperdede hangi metaforlarla, nasıl işlendi?Eğer güç hırsı ve metafiziksel çürüme dikkatinizi çektiyse, şeytanın sinemadaki farklı yüzlerini derinlemesine analiz ettiğim YouTube videoma mutlaka göz atmalısınız. Algoritmaların ve sıradan anlatıların ötesinde, karanlığın sanattaki sarsıcı yansımaları için profildeki linkten videoyu izleyebilirsiniz

08/05/2026

Entelektüel Sermayenin Sessiz Yükselişi

Geleceğin dünyasında bizi neler bekliyor? Klasik üretim anlayışı hızla değişirken, geleceğin ekonomisi tamamen yeni temeller üzerine inşa ediliyor. Artık büyük kazanç kaynağı sadece fiziksel ve maddi mallar değil; üretilen fikri mallar, entelektüel birikim ve derin bir tefekkür olacak. Bilgi çağında insanın beyin emeği, geçmiş iki yüzyıla kıyasla hiç olmadığı kadar değerli bir konuma yükseliyor. Son yarım yüzyılda etkilerini tüm gerçekliğiyle, çok canlı bir şekilde hissettiğimiz bu büyük dönüşüm, düşüncenin ve fikrin asıl zenginlik olduğunu bizlere kanıtlıyor. Zihinsel üretimin, yaratıcılığın ve tefekkürün dönüştürücü gücüne dair daha derin bir okuma yapmak isterseniz, Dr. Mustafa Özel'in bu ufuk açıcı sohbetin devamı sizi bekliyor.

🔗 Videonun tamamını izlemek ve bu sosyolojik değişimin kodlarını çözmek için bio'daki linke tıklayabilirsiniz!

07/05/2026

ŞİNTOİZM'İN KADINA BAKIŞI

Şintoizm inancında tanrıça konumunda olan kadının, Japon toplumunda zamanla nasıl arka plana itildiğini hiç düşündünüz mü? Budizm ve Konfüçyüsçülük gibi dışarıdan gelen akımların etkisiyle değişen toplumsal yapı, Japonya'da kadın rolünü derinden sarsarken son derece ilginç bir sosyolojik paradoks da yarattı.

Dışarıda ataerkil kurallara uyup eşinin arkasında yürüyen ancak evde aile ekonomisi üzerinde mutlak bir hakimiyet kuran Japon kadınının sırrı ne? Maaşın kadına teslim edildiği, evin tüm ekonomik planlamasının yapıldığı ve erkeğin tabiri caizse "harçlık aldığı" bu sistem, Japon kültürünün az bilinen aile içi güç dengelerini gözler önüne seriyor.

Doç. Dr. Halil İbrahim Şenavcu ile gerçekleştirdiğimiz, Japon inanç dünyasının ve sosyolojik yapısının derinliklerine indiğimiz röportajımızın tamamı yayında! Geleneksel inanç sistemlerinin ve tarihsel dönüşümlerin modern aile hayatına olan çarpıcı etkilerini keşfetmek için videonun tamamını izlemeyi unutmayın. 👇
🔗 Videonun tamamı için link bio'da!

07/05/2026

Şehirdeki Duvarlar Bize Ne Söyler?🧱

Prof. Dr. Alev Erkilet ile olan söyleşimizden:
Egemen olanın, kendinden olmayanı —yoksulu, göçmeni, farklı kimlikten olanı— nasıl "tehlikeli öteki" olarak kodladığını hiç düşündünüz mü? Bu kısa kesitte dinlediğimiz çarpıcı sosyolojik analiz, aslında toplumsal sözleşmenin nasıl çöküşe geçtiğinin ve kentlerin nasıl ayrıştığının sadece küçük bir özeti.

Duvarlar sadece taştan ve tuğladan örülmüyor; 'görmeme', 'bakmama' ve 'ilişki kurmama' eylemsizliğiyle zihinlerimizde her gün yeniden inşa ediliyor. "Güvenlik" ve "tehlike söylemi" adı altında kendimizi izole ederken, aslında birbirimize dokunabildiğimiz ortak kamusal alanları da kendi ellerimizle yok ediyoruz.

Meksikalı bir göçmenin hayatta kalma mücadelesinden, İstanbul'un tarihi merkezlerindeki yalıtılmış hayatlara uzanan; modern kent sosyolojisini, sınıf çatışmalarını ve 'ötekileştirme' kavramını masaya yatırdığımız bu derinlemesine sohbet, insani bağlarımıza dair çok daha geniş ve sarsıcı bir perspektif sunuyor.

Konunun tarihsel arka planını ve görünmez sınırların yarattığı bu toplumsal tehlikeyi tüm detaylarıyla konuştuğumuz videonun tamamını bio'daki linkten izleyebilirsiniz. 🔗👇

06/05/2026

Lucifer ve Algı Yönetimi: Korkulan Şeytan Nasıl Sempatikleşti?

Sinema tarihinde şeytanla ilgili algı da aslında bir dönüşüme uğruyor. Başlangıçta korkulması gereken, kaçınılması gereken ve şiddetle karşı durulması gereken bir figür olan şeytan, modern yapımlarda nasıl kendi haklı mücadelesi içerisinde bulunan bir karaktere dönüştürüldü? Doç. Dr. Emine Battal ile Hollywood ve Avrupa sinemasındaki bu köklü değişimi, sinemanın bir kitle iletişim aracı olarak toplumsal hafızayı nasıl şekillendirdiğini inceliyoruz.

Özellikle Lucifer dizisi gibi popüler yapımlarda gördüğümüz üzere, hakkı yenmiş ve bir hak arayışı içinde olan şeytan profili, izleyicinin zihninde derin sorgulamalar yaratıyor. Tanrıya karşı mücadele edenin şeytan olması gerekirken, Cebrail'i engelleyen, daha sempatik ve adeta tanrının safında yer alan bir figüre büründürülmesi tesadüf mü? Hristiyan geleneği, satanizm ve teolojik altyapılar kullanılarak, korkulan düşmanın nasıl sempatikleştirildiğini; Şeytanın Avukatı ve Rosemary'nin Bebeği gibi yapımların "kötülük" kavramını nasıl yeniden kurguladığını analiz ediyoruz. Metafizik korkularımız neden ilgi çekiyor ve şeytan neden gişe yapar?

Tüm bu soruların cevabı ve sinemadaki şeytan tasvirinin teolojik, sosyolojik perde arkası için videonun tamamını izlemeyi unutmayın! 👇
🎬 Videonun tamamını Bio'daki linkten izleyebilirsiniz!

Address

Üsküdar

Telephone

+902163109920

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when İSAR Dijital posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The University

Send a message to İSAR Dijital:

Share