Mukremin Duygun

Mukremin Duygun 1962 yılında doğdu. Müslüman, Ülkücü, BalkanTürkü, Öğretmen

VEFAT VE TAZİYE“İnna lillahi ve inna ileyhi raciun”CEYHAN BALKAN TÜRKLERİ DERNEĞİ KURUCULARINDAN VE ÜYESİ, AKDENİZ BALKA...
28/01/2026

VEFAT VE TAZİYE
“İnna lillahi ve inna ileyhi raciun”
CEYHAN BALKAN TÜRKLERİ DERNEĞİ KURUCULARINDAN VE ÜYESİ, AKDENİZ BALKAN TÜRKLERİ FEDERASYONU BİLİM DANIŞMA KURULU ÜYESİ VE CİHAN PEHLİVANI KOCA YUSUF’UN KÖYLÜSÜ VE KOCA YUSUF KİTABININ YAZARI, BULGARİSTAN'DA KOCA YUSUF MÜZE EVİNİN FİKİR BABASI, KOCA YUSUF GÜREŞLERİNİN BAŞLAMASI FİKRİNİ VEREN GERÇEK BİR GÜREŞ SEVDALISI, GEREK DERNEKTE, GEREK FEDERASYONDA YILLARCA BİRLİKTE ÇALIŞTIĞIMIZ VE BİZLERE ÖNDERLİK VE ABİLİK YAPAN;
KIYMETLİ VE DEĞERLİ AĞABEYİM MECİT SAĞIR HAKKA YÜRÜMÜŞTÜR...
Cenazesi ikindi namazına müteakip Türlübaş camiinden alınarak Ceyhan Asri Mezarlığında defnedilecektir.
Allah‘ım gani gani rahmet eyleye,Mekanını Cennet eyleye..
Kederli ailesine baş sağlığı diliyor sabri cemil niyaz ediyoruz. Yüce Rabbim rahmetini merhametini esirgemesin inşallah...

24/02/2025

Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa,
Adın yazılacak mücevher taşa....

Herşey gönlünce olsun...
16/02/2025

Herşey gönlünce olsun...

İstiklal Marşımız Korkma! Diye başlar...Neden? diye düşündünüz mü hiç...
11/02/2025

İstiklal Marşımız Korkma! Diye başlar...
Neden? diye düşündünüz mü hiç...

11/02/2025

Günaydın
Hayırlı sabahlar...
❤️🇹🇷❤️

 "P***o" denen belanın dünyaya yayıldığı yerin Türkiye, İstanbul, Sultanahmet olduğunu bilir miydiniz?***500 yılında doğ...
08/02/2025



"P***o" denen belanın dünyaya yayıldığı yerin Türkiye, İstanbul, Sultanahmet olduğunu bilir miydiniz?

***
500 yılında doğan Theodora üç kız kardeşin ortancasıdır. Hipodromda çalışan babası ölünce, ailesinin geçimini sağlamak için annesi Pornai Sokağı'ndaki tiyatroda pandomim yapan guruba dahil olur. 513 yılı gelince de ablası Komito annesinin yerini alır. Yardımcısı da Theodora'dır. Birlikte gösteri yaparlar. Theodora'nın gönlü aslında başka yerdedir. O dans etmek istemekte ve bunun için yaratıldığına inanmaktadır. O sırada

Konstantinople'da Chrysomolla adıyla bilinen dönemin ünlü dans yıldızı ve annesinin arkadaşı İndaro'dan gizli gizli ders alır. Aradan üç yıl geçer. Konstantinople'da aynı sokakta yeni açılan Büyük Tiyatro'nun yıldızı artık Theodora'dır. Yaptığı gösteriler o derece heyecan uyandırıcıdır ki, yer yerinden oynar. Onu seyredebilmek için günlerce önceden yer ayırtmak gerekmektedir.
Theodora, gösteri sonrası yemek yemek için yine genellikle döneminin ünlü meyhanesi Barbario'ya gider ve çok kere geceyi de, seçtiği gençlerle geçirir.

Sonunda olan olur. Hamile kalır. Gizlice Selembria'ya (Silivri) taşınır ve bir kız çocuğu doğurur.Hamileliği sırasında tanıştığı ve Libya'daki Pentapolis eyaletinin valiliğine atanan Hecebolus isimli bir komutan doğumdan sonra ona evlenme teklif eder.Teklifi kabul eden Theodora, kızını annesine emanet ederek komutanla birlikte yola çıkar. Komutan, Pentapolis'te evlenmekten vazgeçince, Theodora kaçarak önce İskenderiye'ye gelir. Orada hayatını değiştirecek Makedonia isimli bir dansözle tanışır.

Makedonia esasında, dayısı imparator olan Konsül Jüstinyen'in casusudur. Çok yetenekli bir dansözdür. Dans sonrası üst düzey yöneticilerle ilişki kurarak onlardan topladığı bilgileri Konstantinople'a döndüğünde Jüstinyen'e aktarmaktadır.

Theodora, Makendonia ile Konstantinople'a döner. "Sabahın erken saati olmasına rağmen dışarıda sıcak bir hava vardı. Büyük Saray'daki ofisinin kapısı vuruldu, mabeyincilerden biri Makedonia adlı bir hanımın kendisini görmek istediğini söyledi. Konsül Jüstiyen hemen içeri alınmasını emretti.
'Anlat bakalım, bize doğudan ne haberler getirdin?' diye sordu.

Makedonia Suriye, Filistin ve Mısır'da edindiği bilgileri tek tek anlattı. Jüstinyen de notlar aldı.
Makedonia raporunu bitirdikten sonra, 'Size bir sürprizim var,' dedi, 'önümüzdeki hafta Pornai'deki Coppius'un tiyatrosuna gelmelisiniz. İnanın pişman olmayacaksınız. Bilirsiniz, ben iyi bir dansözüm. Ama öyle biri var ki, bir harika. Dans konusunda böyle biri ne dünya üzerine gelmiştir, ne de bundan sonra gelecektir...'

Bahsettiği Theodora'ydı. Jüstinyen bu dansözün methini duymuş ama işlerinin yoğunluğundan gidip izlememişti. Makedonia ısrar edince bu defa programını değiştirerek gitmeye karar verdi. Adamlarından birini gönderdi, isim vermeden, sahnenin tam karşısında bir loca ayırttı.
O akşam konsül kıyafetini değil, sıradan halkın giydiği bir kıyafet tercih etti, yanına da sivil giyimli iki muhafız aldı, tiyatroya gitti ve locasına yerleşti." (Radi Dikici, Theodora, s.149)
Dünya tarihi o geceden sonra değişecek, Theodora'ya da imparatoriçeliğe giden yol açılacaktır.

330 yılından başlayarak 1000'li yıllara kadar Hipodrom'un hemen batısında bulunan Pornai Sokağı, Konstantinople'un eğlence merkeziydi. Tiyatroları ve meyhaneleri ile ünlüydü. Ama ismini, esas itibariyle hayat kadınlarının faaliyet alanı olmasından ve gizlice yapılan p***ografik seks gösterilerinden alıyordu.

Daha açık bir ifade ile, bugünkü "p***o" kelimesi işte o Pornai sokağından gelmektedir..
Yani, tüm dillerde aynen kullanılan p***o kelimesi Konstantinople, yani İstanbul menşelidir.
Pornai Sokağı, bugün Sultanahmet Meydanı'nın batısında, iki tarafı mütevazı apartmanlarıyla Asmalı Çeşme Sokağı adıyla durmaktadır. Artık orada ne tiyatro, ne meyhane ve ne de hayat kadınları var. Üstelik Osmanlı döneminde 1400'lü yıllarda yapılan "İbrahim Paşa Sarayı" sokağı ortasından keserek yarısını da yok etmiştir.

……..

Bu yazı, Hıncal Uluç tarafından kaleme alınmış ve Radi Dikici'nin "Theodora" adlı kitabından esinlenilerek yazılmıştır. Yazıda, "p***o" kelimesinin kökeninin İstanbul'un Sultanahmet bölgesindeki tarihi Pornai Sokağı'na dayandığı iddia ediliyor. Bu sokak, Bizans döneminde eğlence ve gösteri merkezi olarak biliniyordu.

Radi Dikici'nin "Theodora" kitabı, Bizans İmparatoru Jüstinyen'in eşi Theodora'nın hayatını ve dönemin sosyal yaşantısını anlatır. Yazıda bahsedilen olaylar ve mekanlar, bu kitaptaki tarihi anlatımlara dayanmaktadır.

Kaynak: Radi Dikici, *Theodora*, s.149

Hıncal Uluç'un yazısı.

Tatsızlık çıkmasın diye.!Bu aralar,Kendinle diyaloga girmiyorum.🙂
08/02/2025

Tatsızlık çıkmasın diye.!
Bu aralar,
Kendinle diyaloga girmiyorum.
🙂

ALINTIDIR Üç yıl önce yazdıklarımız. Değişen bir şey yok... Günümüzde, bir de muhalefet sorunu var, diyenlere "günaydın"...
08/10/2024

ALINTIDIR

Üç yıl önce yazdıklarımız. Değişen bir şey yok... Günümüzde, bir de muhalefet sorunu var, diyenlere "günaydın" derim.

Muhalefetin Mutabakat Metni!

Muhalefet partilerinin ortak mutabakat konuları bir metin olarak açıklandı.
10 madde üzerinde anlaşmışlar:
- Tarafsız Cumhurbaşkanı
- Güçlü Parlamento
- Tarafsız ve Bağımsız Yargı,
- Yüksek Seçim Kurulunda Tarafsız Yapılanma
- Özgür Medya
- Siyasi Ahlak Yasası
- Sayıştay’ın Kısıtlanan Yetkilerinin Arttırılması
- Anayasa Değişikliği
- Şeffaf Yönetim
- Doğu ve Güneydoğu Sorunu

Muhalefetin bir araya gelerek bir şeyler üzerine ortaklaşa beyanda bulunması güzel bir şey...
Biz, daha önce ülke yönetiminin "Cumhuriyetçiler ve Demokratlar" "olarak ikiye ayrılacağını ve bu ikili sistemin çözüm üretemeyeceğini ifade etmiştik. Görülen o ki, bunda da haklı çıktık...
Yukarıdaki maddelere bakarak" bu işin pratik çözümleri ne olacak? "diye sorduğumuzda, aldığımız cevap sadece bir uğultudur. Ne dedikleri belli değildir. Bence Türkiye'nin tek bir sorunu vardır. O da :Siyasi Partiler Kanunu'dur.
Siz, siyasi erki eline geçirenin sürekli genel başkan olduğu bir sisteme demokrasi mi, diyorsunuz... Önce bu partiler genel başkanlarını değiştirmeyi bilsin.
Adam, her girdiği seçimi kaybediyor ve hala umut olacağını zannediyor... Bir de, tarım hariç ülkemiz için hiçbir söylemi yok... Söylemek istediklerinde de, o sorunun çözümüne %10-%20 kadar katkı sağlayacak beyanlar görmekteyiz...
Bu şahsiyetler, tarih bilincinden yoksun kişilerdir, derim.

Adamlar, tarafsız Cumhurbaşkanı istiyorlarmış! Neyin tarafsızı?
Ben, Cumhurbaşkanı'nın taraflı olmasından yanayım. Cumhurbaşkanı, her zaman"Cumhuriyetten yana, Türk Milleti'nden yana, Kurucu Lider ve Kurucu İrade'den yana taraf olmalıdır... "Ülkeyi bölmek, kantonlara ayırmak isteyen bir siyasi çeteleşmeye karşı, adamlar siyaset yapıyor;bu yüzden ben tarafsızım, demek günümüzde olduğu gibi ülkeye ihaneti azdırır... Ülkemize ihanet edenlerin bulunacağı tek yer, toprağın üstü değil, toprağın altıdır.

Güçlü parlamento istiyorlarmış!
Bu partilerle ve bu seçim sistemiyle hiçbir zaman güçlü bir parlamento olmaz. Liderler demokrasisi olduğu sürece bu iş yürümez. Siyasi parti liderleri ve tüm yöneticileri iki dönemden sonra parlamenter olamaz, diye bir kanun çıkarın. Bir de, iki dönemdir parlamentoda görev yapanlar aday olamaz, deyin. Cumhurbaşkanı hiçbir şartta iki dönemden fazla görev yapamaz, deyin... Sonra halkın huzuruna çıkın. Milleti kandırmayın... Bu şartlarda güçlü parlamento 2200'lerin ortalarında ancak olur. Tabii, çapsız politikacıların yönettiği ülkemiz, böyle kalırsa...

Tarafsız ve bağımsız yargı istiyorlarmış...
Bizim gibi ülkelerde "tarafsız ve bağımsız yargı" hiçbir zaman olmaz. Mış gibi yapılır;ama, olamaz... Hakimler ve Savcılar Kurulları'nda sivil otorite olduğu müddetçe bu olmaz. Günümüzdeki uygulama da facia. Ama, yerine ne getireceğinizi de yöntem olarak söyleyemiyorsunuz! Bu kafayla adalet tesis etmek de mümkün değildir... Siz önce Hakimlerle Cumhuriyet Savcılarını, yani iddia makamını ayrı binalara taşıyın. Sonra, Emniyet Müdürlerini Cumhuriyet Baş Savcısına bağlayın. Yargılamada, iddia makamı ve Savunma tarafı karşı karşıya, yani aynı zeminde olsun. Hakim veya Hakimler Kurulu üst bölgede olsun... Hiçbir yargılamaya gizlilik kararı verilmesin. Yargılamalar meraklıları tarafından da izlensin. Adalet işleyişinde de jüri oluşturun... Yükselmeler, doğru karar vermeye göre olsun. Yine, aynı suça, ülkemizin hemen her yerinde aynı ceza verilsin... Aynı suç için bir mahkeme elli beş yıl, bir diğeri kırk yıl, diğeri yirmi beş yıl, başka biri on beş yıl, başka bir diğeri sekiz yıl ceza veriyorsa bence burada adalet yoktur, derim... Şimdi de bazı kararlar için adalet yoktur, diyoruz... Yaptığınız iş hukuka uygun ama, adaletli bir karar değil... Adalet hepimize eşit olmalı...

Yüksek Seçim Kurulu'nda tarafsız yapılanma... Bu da hayal... Erdemli ve kendi iradesi olan kişiler seçilirse sıkıntı olmaz. Siyaset kurumu atama yaptığı müddetçe bu mümkün değil. Siz, diyorsunuz ki: Atamayı ben yaparsam, tarafsız çalışır. İşte başka bir siyasi kurum atama yapıyor. Ne kadar tarafsız? Yapmayın! Etmeyin!
Hakim ve savcı atamaları verdiği kararlarla, bitirdiği dosyalardaki doğru kararlarla olursa her şey düzelir... Yoksa, bu iş de başka bahara kalır... Yüksek Seçim Kurullarına atama kendi bünyelerine olmalı ve hakimin atamasında da doğru verdiği karar sayısı baz alınmalı. Kendine güvenen herkes bu göreve talip olabilmeli...

Özgür medya mı? Güldürmeyin adamı!
Hem havuzdan hem de belediyeden mamalanan medya özgür olacak Ha!
Ben, medya mensubuyum. Hem genel iktidarı hem de yerel iktidarı eleştiriyorum. Bizler, kamuoyunu bilgilendirmek için çalışıyoruz ve bu yüzden de bu kaynaklardan beslenmiyoruz... Bağımsız medya için kamu kuruluşlarının ve belediyelerin basına, yandaş olmaları karşılığı hiçbir nakdi ve ayni yardım yapamazlar, diye kanun çıkarın bakalım, durum ne olur... İşte o zaman basın dördüncü kuvvet olur. Siz, her basın kuruluşuna tirajı kadar destek verin. Sigortasını siz karşılayın... Mekan açısından destek verin ve başka işlerine karışmayın... İşte o zaman günümüze göre daha bağımsız bir medya olur.

Siyasi ahlak yasası...
Siz, erdemli nesiller yetiştirirseniz, böyle bir derdiniz olmaz... O zaman asıl problemin eğitim meselesi olduğu ortaya çıkıyor. Sizin bu konuda bir görüşünüz yok! Yazık! Öğretmen yetiştirme sistemi hakkında ise hiçbir siyasi partinin görüşü yok!
Halk da fikri olmayan bu siyasi partilere oy vermek zorunda kalıyor... Yazık!

Sayıştay meselesi, erdemli ve liyakatli kişileri atadığınızda işler düzelir... Bir de denetleme raporu, hangi kuruluş olursa olsun, bu Cumhurbaşkanlığı külliyesi de dahil olmak üzere, Sayıştay tarafından kamuoyuna ilan edilmelidir. Savcılar, bu belgeleri delil olarak kullanarak resen işlem yapmalıdır... Böylece işler düzelir... Ancak, siz iktidar olsanız bunu yapabilir misin? Bence şüpheli...

Anayasa değişikliği...
Anayasanın hangi maddesi değişecektir? Bunu ilan edin. Bence, sadece kanun maddesi olması gereken ve Anayasa'da olmaması gereken maddeler çıkarılmalı. O kadar. İlk dört madde için benim söyleyeceğim. Aklınızdan bile geçirmeyin...

Şeffaf yönetim...
Bu da, eğitim, siyasi etik, erdem maddeleri ile çözülür... Sizlerin bu konularda görüşünüz yok!

Doğu ve Güneydoğu Sorunu?!
Ya Hu!
Türkiye'nin" Doğu ve Güneydoğu Sorunu"yoktur. Sadece terör sorunu vardır... Kim" Kürt sorunu var" diyorsa onun başka bir amacı vardır. Türkiye'deki tüm insanların insan hakları sorunu vardır, o kadar...
Saçma sapan beyanlarda bulunarak, bizleri de sinir etmeyin!

Kanaatim:
Bu muhalefetle bir şey olmaz!
Ülke, fikirsiz bir muhalefete teslim edilemez...
İktidar mı? Onları yüzlerce konuda, yazıyla tenkit ettik. Sonuç yok! Değişmiyorlar... Yönetememe tarzlarını göremiyorlar...
Benim de, bu siyasi yapılarla ülkemizin aydınlığa ulaşacağına dair bir ümidim yok!
İktidar ve muhalefete mesajımdır...
Halka dokunun, halkın isteklerine çare olun. Küçük çalıştaylar yapın. Muhaliflerinizi ve aydınlarımızın ülke hakkındaki fikirlerini dinleyin...
Bilgi edinmeniz dileğiyle...
******
Düşünmeye, okumaya, yazmaya ve konuşmaya devam...

"Türklük hem mefkurem, hem kanımdır ; sırtımdan alınmaz, çünkü kürk değil!!!"
07/10/2024

"Türklük hem mefkurem, hem kanımdır ; sırtımdan alınmaz, çünkü kürk değil!!!"

Alıntıdır...''Sanem'' arapçada put demektir, ''Necla'' da şaşı demek mesela... ''Gülsüm'' ise gariban, zavallı kimsesiz ...
07/10/2024

Alıntıdır...

''Sanem'' arapçada put demektir, ''Necla'' da şaşı demek mesela... ''Gülsüm'' ise gariban, zavallı kimsesiz kişi, Cennet bahçesi olarak bilinen ''İrem'' ise Allah'ın gazabına uğrayan sahte cennettir!!! ''Aleyna'' mesela, yine sıkça kız çocuklarımıza koyduğumuz bir isimdir ama onun da anlamı ''üstümüze bela, sıkıntı aksın'' demektir. Ve yine mesela ''Kezban'' ismi Kur'an'da geçiyor diye kızlarımıza veriyoruz ama aslen Kezban yalancı demektir. Çocuğa bu ismi koyarsanız, 'yalancı, yalancı' diye çağırmış oluyorsunuz!!!
Hele hele, Bekir, yahu deve yavrusu' demektir. (Bu arada Hz. Ebubekir'in ismi Abdullah'tır, Ebubekir lakabıdır, bunu karıştırıp mevzuyu sulandırmaya, çarpıtmaya ya da traşlamaya kalkmayalım size zahmet!!!)
Rümeysa mesela ''gözü çapaklı kadın'' demektir 😁
Ve yine mesela çocuklarına ''saniye'', ''rabia'', ''selase'' ''vahide'' gibi anlamlı ve kutsal isim koyduklarını zannedenler aslında onlara numara verdiklerinden bihaber! Vahide dediğinde birinci, saniye dediğinde ikinci, selase üçüncü rabia dediğinde de dördüncü demek oluyor ve mübareklikle falan da asla alakası yok... Çünkü Arap kültüründe, kız çocukları insandan sayılmadığı için, kızı olanlar onlara isim vermez numara verirlerdi, mevzu bundan ibaret! Kısacası örnekler tonla ama buraya sığmaz şimdi...

-Peki biz TÜRKLER!!! Ne halt etmeye bu kadar arap, ibrani, sasani ve pers vs hayranlığı yapıp çocuklarımıza bu milletlerin (ya da kimi Avrupa dili ailesinden olan) çocukların adlarını veriyoruz?!
- Ecdadımızdan gelen bu saçma sapan geleneği, bu aymazlığı neden hala bitmek tükenmek bilmez bir inatla sürdürüyoruz???!!!???
*Orhun Anıtları'nda "Türk beyleri Türk adını bıraktı, Çince adlar alıp Çin kağanına bağlandı" diye sitem edilmektedir* diye yazar... (Ki bu özensizlik, bu densizlik İslam öncesi Sasani ve Pers adlarını hükümdara ve ailesine veren Anadolu Selçuklularında yapılmış en büyük aymazlıktır!) Ve devamında da bu özensizlik ve aymazlık ve dilimizin bilinçli asimilasyonu osmanlı ile doruk..

07/10/2024

Maaşınız geçinmeye yetiyor mu?

Address

Adana

Telephone

+905321308156

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Mukremin Duygun posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The University

Send a message to Mukremin Duygun:

Share