İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ BEYAZIT YANGIN KULESİ
İstanbul panoramasında ilk dikkati çeken, gökyüzüne yükselen minareleriyle camiler ve bu minarelerle yarışır gibi yükselen Galata ve Beyazıt kuleleridir. İstanbul'un tarihsel geçmişinin günümüzde yaşayan sembolü olan tarihi eserler arasında yerini alır Beyazıt Kulesi. Yangın kulesi olarak inşa edildiği için herhangi bir penceresinden bakıldığında İstan
bul'un muhteşem panoramasını ayaklarımızın altına serer.
İstanbul Üniversitesi Beyazıt Yangın Kulesi, 1828 yılından itibaren İstanbul’daki yangınların nerede olduğunu tespit etmek ve müdahalede bulunmak için Sultan 2. Hüseyin Paşa tarafından, Mimar Senekerim Balyan’a yaptırılmıştır. İlk yapıldığında yüksekliği 85 m olan kule, kâgir ve geniş saçaklı ahşap bir külah ile örtülüdür. 1849 yılında kule bugünkü biçimine kavuşmuştur. Sekizgen planlı yuvarlak pencereli üç kat daha eklenmiştir. Böylece kule yukarıdan aşağıya doğru sancak katı, sepet katı, işaret katı ve nöbet katı olmak üzere toplam 4 kattan oluşmuştur. Bu ilavelerle kulenin yüksekliği 118 metreye ulaşmıştır. 1889’da kulenin üzerine demirden gönder çekilmiştir. Girişten nöbet katına giden, toplam 180 basamaktan oluşan ahşap merdiven bulunmaktadır. Diğer üç kata da, toplam 69 basamaktan oluşan ahşap merdivenle çıkılmaktadır. Kule turizme açıldığında ziyaretçiler nöbet katına kadar çıkabileceklerdir. İçeriye, kulenin küçük pencerelerinden ışık girmekte, nöbet katı 12 pencere ile dışa açılmaktadır. İstanbul’un muhteşem manzarası bu pencerelerden 360 derecelik bakış açısıyla görülmektedir.
1828 yılında yapılan şuan ki yangın kulesinin yerinde, 1749 yılında ahşaptan ilk kule yapılmıştır. 1774 yılındaki Cibali yangınıyla bu kule ortadan kalkmıştır. 1826 yılında Sultan 2. Mahmut tarafından yeniden ahşap olarak yaptırılan kule, Yeniçeri Ocağı’nın buna bağlı olarak Tulumbacı Ocağı’nın dağıtılmasıyla ihtiyaç kalmadığı gerekçesiyle yıktırılmıştır. ulenin Beyazıt meydanına bakan bölümünde Sultan II. Yesarizade Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılan kıta nazım biçiminde kaleme alınmış olan kitabenin hat yazısını da yine Yesarizade Mustafa İzzet Efendi yapmıştır. Hak bu kim Sultan Mahmûd’un Sarây-ı fievket’e
Bir nazîri gelmemişdir olalı Dünyâ binâ
Bânî-i endîşesi tecdîd kıldı devletin
Köhne bünyân-ı cihânı etmede hâlâ binâ
Eyleyüp Eski Saray’ın Bâb-ı Serasker o şâh
Nev be nev yapmakda anda bir nice binâ
Emredip Serasker-i Sâbık Hüseyin Gâzi’ye
Buldu bu Kaf-ı şeca‘at kulle-i ra‘nâ binâ
Eyleyüp Serasker-i lâhık nezaret hüsnüne
Anı ma‘na eyledi güya iki pâşâ binâ
Revzen-i eflâkden baktıkça zîr-i pâyine
Kaldı kendi kaddine hayrette bu bâlâ binâ
Olmasa zerrin külâhı âsumâna münteha
Arz eder mi zer alemle kevkeb-i zehra binâ
Dâr-ı mülkü etmesin bu kulleyle muhtâç Hakk
Ziynet içün etmiş olsun şâh-ı mülk-ârâ binâ
Kulle-i eflâki durdukça o şâh eylesin
Zirve-i çarha esâs-ı şevketin Mevlâ binâ
Sanki tâk-ı çarha yazdım ‘İzzetâ târîhim
Kıldı Hân-ı Mahmûd-ı ‘Adlî kulle-i vâlâ binâ
1244 (1829) Harrerehu
El-fakîr el-‘abd e’d-dâ‘i
Yesarizâde Mustafa ‘İzzet Gufirelehu
Kitabenin transkripsiyonunu Prof. Dr. Mehmet Kanar ve Prof. Dr. Mustafa Kaçar yapmıştır.
Özetle, şöyle deniyor: “Sultan Mahmud yenilenme amacıyla bu binayı yaptırmak zorunda kaldı. Yükseldikçe bina yerden, kendi ihtişamına şaştı. Hak bu kuleye muhtaç etmesin, sadece bir süs için yapılmış olsun”. Kitabeden çıkardığımız bir diğer bilgi de ahşap yangın kulesi yandığı zaman Süleymaniye Camisi’nin minarelerinin bir süre yangın gözetleme amacıyla kullanıldığı. Kulenin içi ahşap merdivenlerden oluşmakta, nöbet katı ya da bu dönemde seyir katı dediğimiz bölümün üzeri tonozlarla örtülüdür. Bu tonozlarda manzara resmi vardır. Pencere üstleri ve pencere aralarına yapılan bitki süslemeleriyle bu katta görsel bir kompozisyon hâkimdir. İlk bakışta İstanbul’un semtlerini gösterdiği düşünülse de, bu süslemelerin, İstanbul manzarası değil, hayali peyzajlar olduğu anlaşılmaktadır. Süsleme renkleri gri, çok az pembe ve maviden oluşmaktadır. Renklerin az ve sade biçimde olması ve yangın için düşünülen bir kulede böylesine süsleme yapılması oldukça ilgi çekicidir. Yapılan süslemedeki resim biçimi ve bitkisel kompozisyonlar, kuleyi döneminin dikkat çekici örneklerinden biri yapmaktadır. SPOT
Yangın, Beyazıt Kulesi’nden gündüz sarkıtılan sepetlerle, Galata Kulesi’ne asılan bayraklarla ve geceleri de fener yakılarak haber verilirdi. Bu bayrak ve fenerleri gören İcadiye Kulesi top atışı yaparak yangını bütün İstanbul’a duyururdu. Beyazıt Kulesi’nden; bütün İstanbul, Kadıköy’den Vaniköy’e kadar Anadolu yakası ile Bebek’e kadar olan Rumeli yakası; Galata Kulesi’nden; Galata, Beyoğlu ve Eyüp tarafı, İcadiye Kulesi’nden; Vaniköy ve Bebek’ ten öte Boğazın iki yakası gözetleniyordu. Yangın, Beyazıt Kulesi’nden gündüz sarkıtılan sepetlerle, Galata Kulesi’ne asılan bayraklarla ve geceleri de fener yakılarak haber verilirdi. Top sesini duyan İstanbul halkı yangının semtini öğrenmek için “köşklü”leri beklerdi. Yangın kulesine “yangın köşkü”; yangın köşkü gözcülerine de “köşklü” deniyordu. Beyazıt Kulesinde 20 köşklü, Galata Kulesi’nde 18 köşklü ve İcadiye Kulesi’nde üç köşklü bulunurdu. 1923’e kadar göreve devam eden bu köşklüler kulelerdeki odalarda yatar kalkarlardı. SPOT
Beyazıt Kulesi’nin geleneklerine göre, yangını gören nöbetteki köşklü “Ağa! Bir çocuğun oldu” derdi. Ağa da sorardı: “Kız mı, oğlan mı?”. Anadolu yakası, Beyoğlu ve Boğaz’ın Rumeli yakası yangınları “kız”, İstanbul içi yangınları da “oğlan” olarak anılırdı. Bir çocuğun oldu
Beyazıt Kulesi’nin geleneklerine göre, yangını gören nöbetteki köşklü “Ağa! Haberi alan Ağa hemen kalkar, dolaptan bir çanak maytap çıkarıp yakarak İcadiye Kulesi’ne haber verir ve İcadiye’den yedi pare top atılarak yangın tüm ahaliye ilan edilirdi. Yangının başlamasından söndürülünceye kadar geçen süre boyunca kuleden sepetler ve fenerler asılırdı. Beyazıt yangın kulesi Cumhuriyet döneminde de kullanıldı. Hatta 1962 yılında havanın açık olduğu bir gün Büyükada’da meydana gelen bir yangın, gözetleme yapan itfaiyeci tarafından sokağına kadar belirtildi. Yangının yerini bildiren sepetler de 1934 yılına kadar yangınlarda sarkıtıldı. Ancak cumhuriyet döneminde Kule’nin yangınların yanında ek bir görevi daha oldu. Hava durumu da 1995 yılına kadar Beyazıt Kulesi’ndeki ışıklarla İstanbul’a duyuruldu. Beyazıt Kulesi’nin ışıkları;
Mavi yandığı zaman, havanın ertesi gün açık olacağını; yeşil yandığı zaman, havanın ertesi gün yağmurlu olacağını; sarı yandığı zaman, havanın ertesi gün sisli olacağını; kırmızı yandığı zaman ise havanın ertesi gün karlı olacağını bildiriyordu. Galata ve Unkapanı köprülerinin açık ya da kapalı olduğu da yine Beyazıt Kulesi’nden bildirilirdi. Sabaha karşı saat 04.00 ile 06.00 arasında kulede; yeşil ışık yandığı zaman, Haliç’teki gemilerin Marmara denizine geçtiği; kırmızı ışık yandığı zaman Marmara denizindeki gemilerin Haliç’e geçtiği; çift kırmızı yandığı zaman ise köprülerin kapalı olduğu belirtilirdi.
2011 yılı başlarında turizme açılması planlanan kuleyi yerli ve yabancı tüm turistler belli zamanlarda ziyaret edebileceklerdir. İstanbul sülüetinin en önemli ögelerinden biri olan Beyazıt Yangın Kulesi, İstanbul’un birçok yerinden görülmektedir. Beyazıt Yangın Kulesi, İstanbul Üniversitesi’nin en önemli simgelerinden biridir. İstanbul Üniversitesi rektörlüğünün “Üniversiteyi Halka Açma” projesi kapsamında İstanbul Üniversitesi Yangın Kulesi, muhteşem manzarası, süslemeleri ve güzelliği ile halka açılacaktır. Bu proje çerçevesinde Siemens ve Osram Siemens’in Sürdürülebilirlik yaklaşımı kapsamında hem enerjinin hem de şehrin sürdürülebilirliğinin kalıcı bir sembolü olarak; Beyazıt Yangın Kulesi'ni titiz bir çalışma sonucu ihtişamına yakışır bir şekilde, en son LED teknolojisiyle aydınlatmışlardır. Böylece ışık hareketleriyle yıllarca İstanbullulara hava durumu konusunda rehberlik eden Beyazıt Yangın Kulesi, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti'nin kalıcı bir sembolü olarak bu işlevini tekrar sürdürmeye başlamıştır.