Maydos Kilisetepe Höyüğü Kazısı

Maydos Kilisetepe Höyüğü Kazısı Maydos Hakkında. Höyük modern yerleşim içerisinde kaldığından dolayı yoğun tahribata uğramıştır. Kentsel yapılaşma höyük eteklerine kadar ulaşmıştır. b) M.Ö. 3.

Maydos Kilisetepe Höyüğü
(2010 ve 2011 Kazı Çalışmaları)

Maydos Kilise Höyüğü Çanakkale Boğazı’nın Avrupa yakasında, Kilye Koyu’nun hemen güneyinde yer alır. Höyük günümüzde Eceabat ilçesinin tam ortasındadır ve ismini de daha önceleri üzerinde bulunan bir kiliseden almaktadır. 200 x 180 m büyüklüğü ve deniz seviyesinden 33 m yükseklikliği ile Gelibolu Yarımadası’nın en büyük höyüklerinden biri

dir. Yakın zamana kadar Eceabat ilçesinin su ihtiyacı, höyük üzerinde bulunan su deposu ve bağlantı kanallarından sağlanmaktaydı. Bu sistemin inşaası höyüğe zarar vermiştir. Ayrıca höyüğün yüzeyi traşlanarak tarım yapılmıştır. En büyük tahribat ise höyüğün batı kısmında olmuştur. Bu alandan denizi doldurmak amacıyla iş makinaları ile toprak alınmıştır. Burada oluşan kesitte en eskisi Kumtepe Ib olmak üzere günümüze kadar uzanan tabakalar vardır. Bu tabakalar arasında en dikkat çekici olanlar ise hatırı sayılır bir kalınlığa sahip olan Tunç Çağı’na ait dolgulardır. Höyüğün neden bu derece yoğun Tunç Çağı dolgusu içermesi ise stratejik konumu ile açıklanabilir. İlk Tunç Çağı’nın başlarında, en eski dönemlerden beri varlığı bilinen ticaret bilindiği üzere yoğunluk kazanmıştır. Bunu körükleyen birçok neden sayabiliriz ama en önemli neden metalurji alanındaki gelişmelerdir. Bakır ya da bakır kristali olan malahit ve azuritten yapılan alet ve süs eşyalarının varlığı Anadolu’da Neolitik dönemden beri bilinmektedir. İlk Tunç Çağı’nın özelliği ise, isminden de anlaşılacağı üzere, tunç yapımının yani bakır ile kalay (ya da ilk örneklerinde görüldüğü gibi bakır- arsen) alaşımının bulunmasıdır. Bu yeni teknik ile üretilen eşyalar bakıra göre daha sert olup, özellikle silahlanma alanında insanlara daha fazla avantajlar sağlar. Bakır ve özellikle de dünyada buluntu yerlerinin sınırlı olmasından ötürü kalayın ticareti, insanları uzun mesafeleri aşmalarını zorunlu kılmıştır. Bunun yanı sıra metalin ağır oluşu sebebiyle kara ticaretine alternatif olarak yine varlığı Neolitikten beri bilinen deniz ticareti önem kazanmıştır. Rüzgâra karşı yelkenli bir gemiyle seyretmek, ancak Roma Dönemi’nden itibaren mümkün olmasından dolayı, Tunç Çağı’nın deniz taşımacılığında akıntıların ve rüzgârın önemi çok büyüktür. Akdeniz´de rüzgarların ve akıntıların yönü adeta dairesel bir siklon gibidir. Kuzeydoğu Ege´de ise Karadeniz´den başlayıp İstanbul Boğazı, Marmara ve Ege Denizi’ne ulaşan akıntı, Çanakkale Boğazı’nda 9 km/h´lik bir hıza sahiptir. Ayrıca bu bölgede esen sürekli bir kuzeydoğu rüzgârı da vardır. Akıntı ve rüzgârın hızı Çanakkale Boğazı´nda toplam 16,7 km/h´e ulaşır. Bu yüzden yeni pazarlar ve kaynaklar arayan Tunç Çağı tüccarları, Çanakkale Boğazı’nı geçmek için yılda ortalama 10- 15 gün esen güneybatı ve güneydoğu rüzgârlarını beklemek zorundaydılar. Bir başka alternatif öneri de yine akıntılar ile ilgilidir: Tim Severin isimli denizci ve amatör arkeolog, 1984 yılında mitolojik altın postun peşinden giden Jason ve Argonotlar’ın Kara Yunanistan’dan Gürcistan’daki Kolchis’e yaptıkları efsanevi yolculuğu aynı koşullarda replika bir antik tekne ile tekrar gerçekleştirmiştir. Bizi ilgilendiren kısım Çanakkale Boğazı’nı geçerken yaşadığı tecrübedir. Severin, Limni Adası’nın kuzeyinden sonra Argonotlar’ın izlediği rotayı izlememiş, yani Samothrake Adası’na (Semadirek) dua etmek için gitmemiş, bunun yerine doğrudan İmroz’un (Gökçeada) güneyinden Çanakkale Boğazı’na yönelmiştir. Bu hareket ona 60 mil avantaj sağlayacaktır ki bu da antik denizcilikte önemli bir mesafedir. Ancak bu rota ile Çanakkale Boğazı açıklarına gelindiğinde Argonotlar’ın neden İmroz’un kuzeyinden gittiklerini anlaşılmıştır: Çanakkale Boğazı’ndan gelen akıntı İmroz’un güneyinden yelkenli ya da kürekli bir tekne ile boğaza girmeyi imkansızlaştırmıştır. Onlar da tekrar geriye dönerek İmroz’un kuzeyinden Gelibolu Yarımadası kıyılarına ulaşmışlar buradan kıyıyı takip ederk boğaza girmişlerdir. Bu tecrübe bize antik deniz rotaları hakkında da bilgi verir. Kara Yunanistan’dan gelen tekneler Çanakkale Boğazı’nı geçmek için ya Limni Adası’na varmadan Anadolu kıyılarına yönelecekler ve buradan Troia önündeki koya ulaşaklar ya da daha az mesafe kat ederek İmroz’un kuzeyinden geçip Gelibolu Yarımadası kıyılarına ve buradan da Çanakkale Boğazı’na gireceklerdir. Boğaz’ın kuzey kıyılarındaki ilk koy Morto Koyu’dur ve burada Protesilas/ Karaağaçtepe höyüğü bulunmaktadır, ikinci ve daha korunaklı koy ise Kilye Koyu’dur ve burada da Kilisetepe Höyüğü yer alır. Araştırma nedenleri
1- Troia’da az bilinen ve bölgede İlk Tunç Çağı’ndan Orta Tunç Çağı’na geçişi
karakterize eden Troia III- IV- V dönemlerini araştırmak. Bölgedeki önemli yerleşmelerden biri olan ve uzun yıllardan beri araştırılan Troia ören yerinde bilindiği üzere 9 ayrı döneme ait yerleşim vardır. Ancak bu yerleşimlerden hakkında en az bilgi sahibi olduğumuz yerleşim Troia III- IV- V dönemlerine ait yerleşimlerdir. Bunun böyle olmasının farklı sebepleri vardır:
a) Antik teraslamalar: Troia yerleşmesinde iki önemli antik teraslama vardır. Merkezi yapılara düz zemin oluşturmak amacıyla birinci teraslama Troia VI döneminde yapılmıştır. İkinci teraslama ise Athena Tapınağı’nın inşası sırasında Troia VIII Dönemi’nde gerçekleştirilmiştir. Bu teraslamalar esnasında Troia III- IV- V ve Troia VI dönemlerine ait merkezi yapılar büyük ölçüde yok edilmiş sözkonusu yerleşimlere ait yapılar ancak höyüğün yamaçlarında kalmıştır. binin sonunda bölgede oluşan jeomorfolojik değişimler: M.Ö. 3. binin başlarında Troia yerleşmesinin hemen önünde bir koy bulunmaktaydı. Troia yerleşmesi İlk Tunç Çağı’nda antik denizcilerinin bu koyda uygun rüzgarı beklemesi sayesinde gelişmiş ve bir kent karakterine kavuşmuştur. Ancak M.Ö. 3. binin sonlarında Karamenderes (Skamander) ve Dümrek (Simoeis) nehirlerinin getirdiği alüvyonlarla doldurup koyu bataklık haline getirmiştir. c) Jeomorfolojik değişimin yaşam standardına etkisi: Deniz ticaretinin azalmasıyla Troia’nın ulaşmış olduğu yüksek refah düzeyi de düşmüş, dolayısıyla bu da mimariye yansımıştır. Anıtsal yapıların yerini daha düşük kalitedeki yapılar almıştır. d) Eski Troia kazıcılarının kazı teknikleri: Troia yaklaşık aralıklarla 140 yıldır kazılmaktadır. Her alanda olduğu gibi kazı teknikleri de 140 yıl önce günümüzden farklıdır. Bu yüzden eski Troia kazıcıları, özellikle H. Schliemann döneminde, sansasyonel buluntular peşinde oldukları için ‘önemli yapıların’ peşinde koşmuşlar, onlara göre daha önemsiz olan Troia III- IV- V dönemi yapılarını bilinçli ya da bilinçsiz bir biçimde kaldırmışlardır. Maydos Kilisetepe Höyüğü’nün batı kesitinde sözkonusu dönemlere ait yaklaşık 3,5- 4 m kalınlığında dolgu vardır ve bölgede iyi araştırılmamış bir döneme ışık tutacağı kesindir.
2- M.Ö. 2. Bindeki bölgenin siyasal yapısını ortaya çıkartabilmek
Homeros’un Troia’sı denilen dönem, Troia ören yerinde Troia VI ve Troia VIIa dönemleri olarak bilinir. Bu dönem bölgede yalnızca Troia’da yapılan kazılardan bilinir. Ancak Troia’da yapılan az önce bahsettiğim antik teraslamalarda, Homeros’un Troiası dönemine ait merkezi yapılar yok edilmiştir. Bu yüzden Maydos Kilisetepe Höyüğü’nün merkezinde yapılacak olan kazı çalışmaları ile ortaya çıkartılacak buluntular sözkonusu dönemin siyasi yapısını anlamaya yardımcı olacaktır.
3- M.Ö. 1200- 800 yılları arasına tarihlenen ve üzerinde az bilgi sahibi olduğumuz Karanlık Dönem hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak
M.Ö. 1200- 800 yılları arasında yazının kullanılmadığı bir dönem vardır. Bu dönem hakkındaki bilgiler son derece azdır. Maydos Kilisetepe Höyüğü’nde bu döneme ait buluntular vardır. Bu buluntular sayesinde yazının olmaması sebebiyle ‘Karanlık Dönem’ olarak bilinen dönemin aydınlatılması biraz daha mümkün olacaktır.
4- Höyüğü daha iyi koruma altına almak, çıkan buluntuları restore ederek bölge turizmine kazandırmak
Bu amaçlarla yola çıkarak Bakanlar Kurulu Kararı ve Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izniyle 30 Ağustos 2010 tarihinde bilimsel kazılara başladık. Kazı Çalışmaları
Çalışmalarımıza höyüğün batısında toprak alınması sonucu oluşan kesitin üzerinde başladık. Bu alanda höyüğün tabakalaşmasını daha doğru anlayabilmek için düzgün profil kesitleri oluşturmak istedik. Bu amaçla 20 x 20 m’lik iki kare içerisinde dört tane 10 x 10 m’lik açma açtık. Yüzey toprağının hemen 5 cm altında, yüzey toprağı içerisinde yakın zamana tarihlenen insan iskeletleri ortaya çıkartıldı. 20. Yüzyılın başlarına tarihlenen gravür ve fotoğraflarda höyüğün üzerinde Hagios Dimitrios isminde bir kilisenin varlığı bilinmektedir. Hrisitiyanlık ve Ortodosluk aleminde kiliselerde görev yapan din adamları öldüklerinde genelde görev yaptıkları kilisenin içerisine ya da bahçesine defnedilir. Aynı durum Müslüman alemi için de geçerlidir. Önemli dini kimliği olan kişiler camilerin hazirelerine defnedilirler. Bu yüzden burada ortaya çıkartılan ve buluntu durumlarından 50- 100 yıllık gibi yakın bir döneme tarihlenen iskeletler muhtemelen Kilisenin bahçesine gömülen din görevlilerine ya da onların yakınlarına ait olabilir. Ayrıca höyüğün belki de yatır gibi kutsal bir yer olduğunu gösteren bir başka ayrıntı da, höyüğün hemen yamacında bulunan ve yerel halkın Sarıkız dedikleri küçük şapeldir. Bu küçük şapele Cuma günleri adak adayanlar halen mum yakmaktadırlar. Açmada 3 çocuk olmak üzere toplam 5 adet kuzeydoğu- güneybatı yönünde defnedilmiş iskelet ortaya çıkartılmıştır. Ayrıca yine açmanın güney kısmında insan iskeletlerine ait olabilecek muhtelif kemik parçaları bulunmuştur. Çocuk iskeletleri ahşap bir tabut içerisinde tek tip bir elbise ile defnedilmişlerdir. 3 iskelette de 1 adet aynı düğme ortaya çıkartılmıştır. Yetişkin iskeletin bir tanesi insitu durumda değildir. Belki başka bir mezara yer açmak için kemikler toplanıp karışık bir biçimde gömülmüştür. Diğer yetişkin iskeleti ise oldukça ilginçtir. İskeleti insitu pozisyondadır. İçinde bulunduğu tabutun ahşapları erimiş geriye yalnızca çivileri kalmıştır. Üzerinde bakır tellerle süslenmiş turuncu beyaz çizgili bir elbiseye ait kalıntılar vardır. Herhangi bir dini sembol bulunmamasına karşın üzerindeki elbisenin metalle süslü olması bu kişinin din görevlisi olabileceği ihtimalini düşündürür. Bu mezarlar bize ayrıca höyüğün günümüzden 50- 100 yıl önceki yüksekliği hakkında da bilgi verirler. Yöre halkı ile yaptığımız konuşmalarda höyük yüzeyinin tarım alanı olarak kullanıldığı ve bir dönem de çay bahçesi yapabilmek için yüzeyinin düzlendiği belirtilmiştir. Ayrıca yine üzerine su deposu inşa edilirken ve denizi doldurmak için batı yamacından toprak alımı esnasında da bir takım teraslamalara maruz kalmış olmalıdır. Müslümanlarda mezar derinlikleri erkeklerde bel hizasından aşağıda ve kadınlarda ise göğüs hizasının altında olmalıdır. Hristiyan aleminde ise mezar derinlikleri en az 2 m olmalıdır. Bu yüzden de höyük yüzeyini yaklaşık bir 100 yıl önce 2 m daha yüksekte düşünmek gerekir. Kronolojik olarak bir sonraki buluntular Bizans Dönemi’ne aittir. Gerçi höyüğün denize bakan doğu kısmında I. Dünya Savaşı sırasında tahrip edilmiş Osmanlı Dönemi’ne ait kale kalıntıları vardır ancak batı kısmında, yüzey toprağı içerisine karışmış Osmanlı seramiği ve pipo parçaları dışında herhangi bir buluntu yoktur. Bizans dönemine ait temel kalınlıkları 1,5- 2 m olan büyük bir yapı ortaya çıkartılmıştır (Resim 6). Klasik, Arkaik ve Geometrik Dönem tabakaları içerisine gömülmüş olan yapının temel taşları harç ile tutturulmuştur. Fonksiyon olarak yapının, höyüğün stratejik konumunu da gözönünde bulundurarak, gözetleme kulesi olarak kullanılmış olabileceğini düşünmekteyiz. Yapıyı düz bir zemine oturtmak için höyüğün üzerinde Bizans Dönemi’nde de yoğun bir teraslama çalışması yapıldığı izlenmiştir. Bu nedenle Klasik, Arkaik ve Geometrik Dönemlere ait olabilecek mimari yapılara kazılan alanda rastlanılmamıştır. Sözkonusu üç döneme ait seramik parçaları Bizans seramiği ile karışık bir tabakadan gelmektedir. Bulunan seramik parçaları arasında çok miktarda Geometrik Dönem kuş desenli kâseler, dağ keçisi motifli Arkaik Dönem kap parçaları ve üzerinde at motiflerinin olduğu siyah figürlü seramikler ele geçmiştir. Bizans tabakası altında, Kuzey Doğu Anadolu’da Troia VIIb Dönemi olarak adlandırılan ve Balkan Göçleri’ne denk gelen bir tabaka ortaya çıkartılmıştır. Bilindiği üzere Troia VI yerleşmesi yaklaşık M. Ö. 1300’ lerde bir deprem neticesinde tahrip olmuştur. Bu depremi atlatan Troia VII insanları (Troia VIIa) Troia şehrini tekrar inşa etmişlerdir. Troia VII yerleşmesinde de büyük bir yangın izine rastlanır. Bu yangın Troia VIIa tabakasının sonuna yaklaşık olarak M.Ö. 1190-1180´lere tarihlenir. Olası Troia Savaşı (?) ya da deniz kavimlerinin saldırıları bu tabakada olmuştur. Bu tabakadan sonra çok kısa süren bir Troia VIIb1 tabakası vardır. Bu tabakada insanlar tahrip olan evlerini tekrar tamir etmeyi becermişler ancak yaklaşık M. Ö. 1150 yıllarında Balkan kökenli kabilelerin saldırılarına uğramışlardır. Takip eden Troia VIIb2-3 tabakaları M.Ö. 950 yılına kadar sürer ve bu tabakalarda kökenleri Doğu Balkanlar (Batı Karadeniz) olan insanların yaşadığı tespit edilmiştir. Troia VIIb Dönemi´nin karakterize eden keramik „Barbarische Ware“ (Barbar malı) ve „Buckelkeramik“ diye bilinen çıkıntılı yada kabartmalı keramik diye tercüme edilebilen ve daha önceki dönemlerde Troia yerleşmesinde hiç görünmeyen keramik türleridir. „Barbarische Ware“ ya da „Barbarian Ware“ diye bilinen keramik Troia VII b1 evresinden itibaren ortaya çıkar, elde yapılmış, koyu renkli kaba bir mal grubudur. Üzeri parmak baskılı plastik bantlarla bezenmiştir. Form olarak genelde açık formlara rastlanır. „Buckelkeramik“ ise yüzeyi iyi açkılı, siyah renkli, üzeri çıkıntı ve kabartmaların yanısıra oluk ve/ veya çizi bezemelerle süslü bir keramiktir. Tipik formu S- Profilli çömleklerdir. Bu keramik Troia´da VIIb2 tabakasından itibaren görünür. Her iki keramik grubuna da Tunç Çağı boyunca tüm Balkan Bölgesi´nde ve Rusya Stepleri´nin batı kısmında rastlanır: „Barbarische Ware“´ye Ukrayna´nın bulunduğu bölgedeki ismi Sabatinovka- Kültürü, Moldovya´daki ismi Noua- Kültürü ve Romanya´daki ismi ise Coslogeni- Kültürü olan yerleşmelerde rastlanır. „Buckelkeramik“ ise daha çok Trakya´da, Babadağ- Kültürü olarak bilinen ve M.Ö. 1200- 1000 yıllarına tarihlenen yerleşmelerde görünür. Keramikte gözlemlenen bu değişimin yanısıra mimaride de birtakım yenilikler gözlemlenir. Troia VIIb Dönemi´nde evlerin temellerinde dikey ve yatay büyük taş levhalar kullanılır. Ayrıca bu dönemde birçok küçük odacıktan oluşan evler ortaya çıkar. Yine yapılan araştırmalar sonucu benzer yapılar Sabatinovka Kültürü (örnğ. Voronovka II, Zmeëvka, Berislav) ve Coslageni Kültürü´ndeki (Durankulak) yerleşmelerde tespit edilmiştir. Maydos antik kenti ile ilgili ulaşılabilen en eski kaynaklarda da Maydos’un ilk kurulduğunda bir Thrak yerleşmesi olduğu söylenir. Daha sonra ise M.Ö. 7. yüzyılda Midilli Adası´ndaki (Lesbos) Mytelene yerleşmesinden gelen Aioller´in kontrolüne geçtiği belirtilir. Bu döneme ait Maydos Kilisetepe Höyüğü’nde içerisinde yangın izleri olan kalın bir tabakaya rastlanmıştır. Tabaka içerisinde sapan taşları ile bol miktarda „Barbarische Ware“ olarak bilinen ve üzeri parmak baskılı plastik bantlarla bezeli seramik parçaları ele geçirilmiştir. Mimari olarak iki adet alt sırası dikey taş plakalardan inşa edilmiş ev kalıntısı ortaya çıkartılmıştır. Gelecekte bu alandaki araştırmalarımız yoğunlaştırılacak ve üzerinde kısıtlı bilgiye sahip olduğumuz Troia VIIb Dönemi biraz daha aydınlatılmaya çalışılacaktır. Troia VIIb Dönemi’ne tarihlenen tabakanın altında kuvvetli bir yangın ve tahribat tabakası tespit edilmiştir. Kronolojik olarak bu tabaka Troia VIIa Dönemi ile çağdaştır. Bu tabakaya ait yanyana inşa edilmiş merkezi yapıların bir kısmı ortaya çıkartılmıştır. Bu yapılar önemlidir çünkü Homeros’un Troiası olarak bilinen döneme (Orta ve Son Tunç Çağı) ait Kara Yunanistan’da, Girit’te, Mısır’da, Mezopotamya’da ve Orta Anadolu’da idarecilerin, soyluların ve rahiplerin yaşadıkları mekanların nasıl olduklarını biliyoruz. Ancak Batı Anadolu’da bu yapıların nasıl olduklarını bilmiyoruz. Çünkü bu dönemle ilgili Batı Anadolu’da fazla araştırılmış yerleşim yoktur. En iyi araştırılan Troia’da ise merkezi yapılar Troia VIII Dönemi’nde (Hellenistik Dönem) Athena Tapınağı’nın inşaası sırasında teraslanmıştır.
İlk verilere göre evler taş temelli ve kerpiç üst yapıdan oluşmaktadır. Kerpiç üst yapının bir bölümü rölyeflerle süslenmiştir. Bu süslemelere ait çok sayıda rölyefli kerpiç parçası ele geçmiştir. Ele geçen rölyeflerde spiral motifinin çeşitli versiyonları, eli belinde denilen kilim motifi ve konsantrik dairelerden oluşan motifler uygulanmıştır. Rölyeflerin üzerleri bej, beyaz ve kırmızı renkte boyanmıştır. Mevcut kalınlıklarından ötürü bazı rölyeflerin pencere ve kapı sövelerinde, bazılarının ise duvarlarda bordür olarak kullanıldıklarını düşünmekteyiz. Ele geçen rölyeflerin içerisinde bir tanesi diğerlerinden farklıdır. Bu rölyefin ön yüzünde spiral motifi vardır. Üst ve arka yüzeyi ise bir köşeye denk gelecek şekilde düzdür. Bu yüzden bu parçanın duvar ve tavanın kesiştiği yerde bir kartonpiyer uygulaması şeklinde kullanıldığını düşünmekteyiz. Süslemelerin yanısıra mimari öğe olarak taş sütun kaidesi ve bir de taş sutun parçası ortaya çıkartılmıştır.
2010- 2011 sezonlarında ulaşılabilinen en eski tabaka Troia VI dönemi ile çağdaş bir tabakadır. Bu tabakada çok sayıda yıkılmış duvar tespit edilmiştir. Herhangi bir yangın ya da saldırı kalıntısına rastlanılmadığından ötür yıkıntı muhtemelen bir deprem sonucunda oluşmuştur. Bu alanda yapılan çalışmalarda bir de sur bulunmuştur. Sur bulunması önemlidir. Çünkü burasının kale karakterli bir yerleşim olduğunu gösterir. Tunç Çağı Troia yerleşiminin çok güçlü olduğu iki dönemi biliyoruz. Bu dönemler Troia II ve Troia VI dönemleridir. İlk Tunç Çağ’na denk gelen Troia II döneminde boğazı geçmek isteyen antik denizcilerin Troia önündeki koyda uygun rüzgarı beklemeleri ve Troialıların da denizcilere sağladığı, barınma, yiyecek içecek ikmali ve belki de aldıkları bir çeşit vergi sayesinde yüksek refah düzeyine ulaştıklarını biliyoruz. Anıtsal mimari ve daha da önemlisi Troia hazinelerinden de anlaşılacağı üzere bu buluntular normal bir çiftçi ya da balıkçı yerleşmesinden beklenmeyecek düzeyde buluntulardır. Bunu da ticaretle daha doğrusu deniz ticareti ile açıklamak mümkündür. Boğaz girişinde yalnızca Anadolu kıyılarında değil, aynı zamanda boğaz önünde bulunan Limni Adası’ndaki Poliochni yerleşmesinin Troia II Dönemi ile çağdaş evresinde de yine zengin buluntulara rastlanılmıştır. Avrupa kıyılarında ise Boğaz girişindeki Morto Koyu antik denizcilerin uygun rüzgarı beklemeleri için çok korunaklı bir koydur. Bu koyun hemen gerisinde de Protesilas/ Karaağaçtepe yerleşmesi vardır. 20. Yüzyılın başlarında Fransız askerleri tarafından çok kısıtlı bir alanda çalışılmasına rağmen Troia II yerleşmesi ile çağdaş buluntular vermiştir. Bu yüzden boğazın kontrolü İlk Tunç Çağı’nda belki Troia merkezli olmuştur ancak hem boğaz önünde hem de Avrupa yakasında da Troia’ya bağlı uydu yerleşimlerin olduğunu düşünmek gerekir. Troia VI Dönemi’nde ise boğaz kontrolünün askeri güçle kontrol edildiğini düşünmekteyiz. Çünkü Troia önündeki doğal koy M.Ö. 3. binin sonlarında Dümrek ve Karamenderes nehirlerinin getirdiği alüvyonlarla dolmuş ve bataklık halini almıştır. Bu dönemde liman olarak Troia’ya kuşuçumu 7 km uzaklıkta olan Beşiktepe limanı kullanılmıştır. Boğazın kontrolü hiçbir dönemde yalnızca tek bir kıyıdan yapılamaz. İlk Tunç Çağı Troia, Poliochni ve Karaağaçtepe örneği ya da çok sonraları İstanbul’un fethine giden süreçte Fatih Sultan Mehmet’in inşa ettiği Çimenlik ve Kilitbahir kaleleri gibi boğaz kontrolü için her iki yakaya da kale inşa etmek gerekir. Bu yüzden biz Orta ve Son Tunç Çağı’nda boğaz kontrolü için Avrupa yakasındaki kalelerden bir tanesinin Maydos Kilisetepe olduğunu düşünüyoruz. Maydos Çamburnu Mevkii’ndeki çalışmalar

Maydos Kilisetepe Höyüğü çalışmalarına paralel olarak 2011 yılında Çamburnu Mevkii’nde de, Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Kararı ve Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izni ile arkeolojik kazılara başladık. Çalışmalarımızın amacını bu alanda bulunan Bizans Dönemi yerleşiminin sınırlarını tespit etmek idi. Bu amaçla sekiz tane sondaj açtık. Sondajların 6 tanesi 3 x 3 m boyutlarında, bir tanesi 2 x 2 m boyutlarında ve bir tanesi de 10 x 10 m boyutlarındaydı. Yaptığımız sondajlar içerisinde bazı açmalarda M.S. 13.-14. Yüzyıla tarihlenen buluntularla birlikte bir takım mimari kalıntılara rastladık. Bu mimari kalıntılar içerisinde en dikkat çekici olanına 10 x 10 m’lik açmamızda ulaştık. Burada daha önce Çanakkale Arkeoloji Müzesi 2010 yılında bir sondaj gerçekleştirmişti ve iki adet pithos ortaya çıkarmıştı. Bizim yaptığımız çalışmada depolama odaları ile birlikte iki adet havuz ve bir de yuvarlak formlu küvet ortaya çıkartıldı. Havuzlar ve küvet yoğun bir şekilde sıvanmıştı. Ayrıca havuzlardan küvete açılan kanallar mevcuttu. Depolama odalarında da daha önce çıkartılan iki pithos’un yanısıra üç adet daha pithos tespit edildi. Tüm bu buluntulardan yapının bir şarap imalathanesi olması gerektiği sonucuna vardık. Havuzlara dökülen üzümler çıplak ayaklarla ezilmekteydi. Çıkan üzüm suları da kanallar vasıtası ile yuvarlak küvette biriktiriliyordu. Daha sonra buradan alınan üzüm suları fermantasyon işlemi için küplere konulmaktaydı.

Maydos’u  temsilen T***a’ya pedal çeviren ekip üyelerimizi kutluyoruz 👍👏🏻
04/05/2019

Maydos’u temsilen T***a’ya pedal çeviren ekip üyelerimizi kutluyoruz 👍👏🏻

Maydos Kazıları 2018 yılından itibaren İÇDAŞ tarafından desteklenmektedir...
11/01/2019

Maydos Kazıları 2018 yılından itibaren İÇDAŞ tarafından desteklenmektedir...

16/11/2017

2018 Kazı sezonu hazırlıklarına başladık. Kazımıza katılacak ekip üyelerinin Ek. 8 formunu doldurup Kasım ayı sonuna kadar elden bana (Göksel Sazcı) veya [email protected] mail adresine göndermeleri gerekiyor.

29/06/2017

Maydos Kilisetepe Höyüğü 2017 Kazı Sezonu Çalışmaları 5 Temmuz Çarşamba günü başlayacaktır. Ekip üyeleri ve öğrenciler bu tarihten itibaren kazı kampına katılabilirler.

https://www.archaeological.org/news/grants/24788
02/06/2017

https://www.archaeological.org/news/grants/24788

The Archaeological Institute of America is pleased to announce the winner of the first ever Richard C. MacDonald Iliad Endowment for Archaeological Research Grant. The MacDonald Grant in the amount of $20,000 provides support for scholars working on the site of Ancient Troy, or those geographic area...

27/12/2016
Restoratörümüz Gürkan Çağan mesleğini icra ederken :)
28/08/2016

Restoratörümüz Gürkan Çağan mesleğini icra ederken :)

18/07/2016

Çanakkale’nin Eceabat ilçesinde yer alan ve 2010 yılından beri arkeolojik kazı çalışmalarını aktif olarak sürdüren Maydos Kilisetepe Höyüğü bu yıl ki kazılara start verdi.

09/04/2016

Görüntüle ve Yandex.Disk'ten indir

26/02/2016

Arkeoloji ile ilgili yayınların olduğu zengin bir E - kütüphane

https://issuu.com/search?q=archaeology

Millions of readers find and share the magazines, catalogs and publications they love on issuu.

20/12/2015

Arkeolojik kazılarda stratigrafi oluşturmada uygulanan harris matrix yönteminin anlatıldığı kitabın PDF linki (Almanca)

http://www.harrismatrix.com/book/Grundlagen_der_archaeologischen_Stratigraphie.pdf

Address

Gecekondular Sokak
Eceabat

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Maydos Kilisetepe Höyüğü Kazısı posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share