1986 Uüiibf Kamu Yönetimi Bölümü Mezunlari Sayfası

1986 Uüiibf Kamu Yönetimi Bölümü Mezunlari Sayfası 1986 girişli Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü mezunları sayfasıdır.

10/07/2023

Herşeyin rekabetçi, hatta saltanata dönmüş, neredeyse kişiselleştirilmiş siyasete kurban edildiği bir ortamda, serinkanlı tespitler çok önemli.

Umarım değerlendirilir...


"Olması gereken, adil olan, prim gün sayısı 9000 dolan; yaşa bakılmaksızın emekli olabilmeli.

Fakir insanlar erken, varlıklı insanlar sisteme geç giriyor. Yıpranma payını hesaba katarsak; ideal olan, prim gün ödeyen emekli olmalı.

15 yaşında baslayanla, 25 -30 -35 yaşında başlayan aynı değil.

Fakir, gariban gençliğini feda ediyor erken başlamak zorunda kalıyor. Buna 65 yaş dedinmi bu fakirden zengine transfer demektir. Tıpkı KKM sisteminde olduğu gibi...

Birinde emek sömürüsü, birinde direkt gelir sömürüsü. Bunlar olmamalı...

Prim gün esasına dayanmayan çözüm, radikal olmaz; maalesef..." - Halit Culum



13/06/2023

Eskiden HIRSIZIMIZ BİLE vicdanlıydı

• Yaklaşık 70 yıl kadar öncesinde, 1950’li yıllarda İstanbul’dayız. Bire bir yaşanmış olan hikayemiz bir belediye otobüsünde geçer.

Otobüs tam Eminönü durağına gelmiş ve kapılarını açacakken bir kadın

- “Sakın kapıları açma, cüzdanım çalındı, otobüste hırsız var” şeklinde canhıraş sesle bağırır. Kadın ısrarcıdır ve bağırmaya devam eder.

Bunun üzerine şoför kapıları açmaz ve yerinden kalkarak kadına

- “Otobüste çalındığına emin misin? Çantanı kontrol et!” der.

Kadın

- “Biraz önce biletimi almak için cüzdanımı çıkarmıştım, daha sonra yerine koydum ama şimdi yok” diye cevap verir.

Şoför bunun üzerine

- “Kimse kıpırdamasın herkesin üzerini arayacağım” der.

Şoför önden biletçi arkadan başlayarak yolcuları tek tek aramaya başlarlar.

Herkes aranmış yalnız bir kişi kalmıştır. Henüz aranmayan yolcu binbaşı rütbesinde resmi üniformalı bir kara subayıdır. Üzerinde de haki renkli kalın paltosu vardır.

Şoför

- “Binbaşımı aramaya lüzum yok, bir Türk subayını hırsızlık şüphesi ile asla aramam, cüzdan bulunamadı” diyerek kapıları açmak için yerine doğru yönelir.

Tam bu sırada Binbaşının kendinden emin davudi sesi duyulur;

- “Beni de arayacaksınız, töhmet altında kalmak istemiyorum.” der.

Şoför aramak istemez ama Binbaşının ısrarı karşısında mecbur kalır.

Tam elini Binbaşının paltosunun cebine sokarken “hayır arama, ben çaldım!” diyen biraz hırpani giyimli bir adam çıkar.

Adam

- “Cüzdanını çaldığım kadın bağırınca korktum, aranabileceğimi düşünerek cüzdanı, aranmayacağını bildiğim hemen yanımda bulunan Binbaşının paltosunun cebine bıraktım. Fakat bir Türk subayının hırsızlıktan suçlanmasına gönlüm razı değil.

Yankesiciyim, hırsızım ama VATANSIZ ve vicdansız değil!” diyerek başını önüne eğer.

İşte biz böyle bir millettik..

Ahlak ve vicdan insanın temeli ve mayasıdır. Ahlak ve vicdan olmazsa insan olmaktan da bahsedilemez!
@ Alıntı

29/01/2021
04/11/2020

"Hayatımızdaki olumsuzlamalar tıpkı “kendini gerçekleştiren kehanetler” gibi belli bir sıralamayı takip eden örüntülerdir.

Sonucunda da kişide “Böyle olacağını biliyordum.”, “Tam da düşündüğüm gibi oldu.”, “Aklıma gelen başıma geldi.” gibi düşüncelere ve serzenişlere sebep olur."

***

Yine ABD!

50'li yıllarda ABD'nin nakit yardımları ve NATO destekli örgütlerin desteği ile Komünizmle Mücadele Derneklerini kuranlar ve onların talebeleri, 70'li yıllardan itibaren "İslami Devlet" naraları atan binlerce talebe yetiştirmişti...

Binlerce yıllık Türk devlet geleneğini çiğneyerek, kökü dışarıda derneklerde aldığı eğitim ve telkinlerle, güya "din namına" devleti yıkmak için yola çıkanlar, ABD İslam'ının içi boş sloganlarıyla devlet yönetimine talip oluyorlardı...

Ortada bir "din" ifadesi geçiyordu ama, o din ABD'nin tarif ettiği bir din miydi, yaşanmışlıklar yerine algılar mı öne çıkarılacaktı; zaman gösterecekti...

***

İktidara susamışlığın gözükaralığı, dünya nimetlerine açlığın şehveti içinde, NATO'cu örgütlerde 'devleti ele geçirmek için' eğitilen bu güruh, devlet idaresinin nefs terbiyesinden geçtiğine kulak asmadan, "İslami Devlet" parolası ile devleti yıkma hedefine kilitlenmişti...

Binlerce yıllık Türk devlet geleneğini hatırlatarak; "Devletin dini olmaz. İslam'ın fert fert yaşandığı devlette barış ve selamet hakim olur. İslam'ı nefsinde kemaliyle yaşamazsan, yaşadığın yer İslamın rengine değil; nefsin rengine boyanır... " diyen İnsan-ı Kamil'in nasihat ve tavsiyelerini, "bizim fetulla hocamız var, doğuda nakşi şıhlarımız, medrese okumuş melelerimiz var. Hepsi de seyyid, hepsi de altın silsile" diyerek kulak arkası ediyorlardı...

"Kuşların göz bebeğine Hak Yol İslam yazacağız" sloganları haykırarak altı delik ayakkabı ile yola çıkan idealist(?) gençler, Komünizmle Mücadele Derneği kurucularından FETÖ lideri Fetulla'nın mayaladığı, Deli raporlu Bill Clinton raportörü Kadir Mısırlı ile, kumar müptelası megaloman bir şairin yoğurduğu "Ilımlı islam" idealizm'inde kendini bulmuştu sanki...

Fetulla'nın Vatikan'ın "Dinlerarası Diyalog" Projesi havarisi olduğunu, Mısıroğlu'nun ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nin sözcüsü ve megaloman şairin devrin başbakanına örtülü ödenekten adeta para dilenen mektuplar yazan bir kumarbaz olduğunu bilmeyen gençler, kendilerine "En hakiki mürşit" olarak seçtikleri kişilerin kurbanı mı olacaklardı?...

"Kuşların gözbebeği" gibi imkansızı başarmayı hedef gösteren bu gençler, ne var ki "mum dibine ışık vermezmiş" gibi bir metafora kurban olmuşlardı...

Gözleriyle gördükleri dünyanın imkansızlarına baş kaldıran, nefs terbiyesinde yanlış kişilerden el aldıklarında olabileceklere aldırmayan gençler; mürşit kabul ettikleri Fetulla gibilerin Hak sözleri tahrif ederek batıla yönlendiren telkinlerine direnemeyerek, özlerindeki dizginlenemez İktidar şehveti ile kavrulan nefslerinin hiç bilmedikleri oyunları karşısında yenilmişti adeta...

***

"Devlet terbiyesi nefs terbiyesidir! Nefsini terbiye etmeyen devlet idare edebilir mi?"

Geçmişin görünüşte idealist, 'İslamcı' gençleri; para ve güç ile tanışmış, yıllar sonra yine kendileri gibi bir siyasinin ifadesiyle "mücahit, mütahit ve herşeye müsait" aşamalarından geçmişlerdi...

Herşeye müsait aşamasında iken iktidarlarının zirvesine ulaştıklarında; hırsızlık, gemicikler, yurtdışına vergi kaçırma, rüşvet, israf, adam kayırma, Katar ve İsrailli işadamlarına kulliyetli miktarda toprak satma, "umre'ye diyerek Ukrayna'ya uçak kaldırma" iddialarının; taciz, tecavüz davalarının tükenmediği bir ülkenin kamu yönetiminde belediye ve devlet yöneticileri haline gelmişlerdi...

***

Nefs terbiyesine kulak asmayanların o günlerde gülüp geçilen "Fakir niçin fakirdir; çalmasını bilmediği için", "Duyarsanız ki bir gün zengin olmuşum; bilin ki haram yemişimdir", "Hırsızlık evlada babadan geçer", "ABD ile birlikte hareket ediyoruz", "Eğer benim emir komuta merkezim bana papaz elbisesi giy diyorsa, giyer görevimi yaparım" gibi video ve röportajları arşivlerden çıkarıldı, artık internette kol geziyor...

Geçmişte mangalda kül bırakmayan âteşîn hatip ve vaizlerin canhıraş feryatları; oy hırsızlığı iddialarından tutun, ABD ile gizli anlaşma iddialarına; 100 yılda yalnızca 10 kişiye verilen yahudi cesaret madalyasından tutun, partililerin ve eşlerinin harcamaları devletten karşılanan aşırı lüks ve israflarına; devletin ve üniversitelerin muhtelif kademelerine yapılan atamalardaki adım kayırmacılığa kadar türlü olaylarda, yıllar sonra bugün sosyal medya vasıtasıyla insanların gözlerine sokuluyor...

***

"Tarih tekerrürden ibaret" midir? Tarih bir fasit daire midir?"

Bir fasit dairenin başı - sonu var mıdır?...

Yoksa her bir fasit daire, çektikçe uzayan spiral oyuncaklar gibi, her kıvrımda hafifçe değişen renkleriyle birbirinden farklıymış hissi veren, zaman icinde ortaya çıkan birbirinin aynı yüzlerce daireden ibaret bir oyunun parçası mıdır?

Bir suikaste kurban gittiği artık daha yüksek sesle seslendirilen Atatürk'ten beri siyasette ne değişti?

1946 yılından bu güne ABD kontrolündeki eğitim sisteminde yetişen gençlerin iş başına geldiği iktidarlar dönemi bir çok bakımdan ilginç bir şekilde paralellik gösteriyor.

80 yılda Türk parasının dolar karşısında milyonlarla ifade edilen değer kaybı,

Gizli açık enflasyon,

Devlet kaynaklarının israfı,

Kurumların ve madenlerin aşama aşama yabancılara satışı,

Yetişmiş insan kaynaklarının devletine küstürülmesi,

Hatta iç savaş görünümünde derin kavga ve ayrışma tabloları...

Bu paralellik karşısında 90'lardaki yolsuzluklar, bankamatik memurları, rüşvetçilik, adam kayırma, kıyak emeklilik, kamu harcamalarındaki israf gibi konulardaki halkı infiale sürükleyen manşetler ile, 2000'li yıllarda atılan manşetler neredeyse birebir aynı içerikte...

Partiler ve kişiler ayrı olmasına rağmen, olaylar ve iddialar neredeyse aynı...

Değişen, ekonomik göstergelerin ve istatistiksel rakamların büyüklüğü belkide...

O zaman tekrar soralım...

Bir fasit dairenin (kısır döngü) başı - sonu var mıdır?... Yoksa her bir fasit daire, birbirinin aynı yüzlerce daireden ibaret bir oyunun parçası mıdır?

***

Vaizlerin Ahlak - Erdem söylemleri ve Kirli Siyasetin Acı Gerçeği

"Kafir devlet yıkılacak elbet!"

AKP'lilerin çoğu, siyasi hayatlarının başında her şeyi yıkmaya kodlanarak işe başlamışlardı... İhtilal yıllarında ülkücüler ve solcular gibi olaylara karışmasalar da, ılımlı İslam adına militarist bir dil kullanmaktan çekinmiyorlardı. Mangalda kül bırakmayan ateşli vaizler din ve devlet namına ortaya çıkmış gibi "İslam" adına "mücahit" söylemlerde yarışıyorlardı adeta...

Meydanlarda ABD'nin desteklediği askeri rejim artığı baskıcı başörtüsü zorbalığı üzerinden insanlara hitap ediyorlar, din ve ahlaki değerler üzerinden yönetime yükleniyorlardı... Kurucu devlet adamlarının anne, baba ve aile hayatları dahil hiç bir şeye saygı duymuyorlar, kendilerinden öncekilerin yönetimlerini ve kişisel davranışlarını, ahlaki değerler üzerinden hakarete varan betimlemelerle dile getirerek, halktan oy topluyorlardı.

Ne var ki; aynı kişiler bugün, ahlaki ve idari bakımdan çok uç noktalardaki eylemleri ve aşırılıkları konusunda toplumun çeşitli kesimlerinde sert bir dille uyarılıyor. Abdurrahman Dilipak gibi "içeriden" kişiler bile, üstü kapalı sitem etmek yerine artık halka açık platformlarda alenen yapılanları şikayet ediyor...

Parti içinde hazırlanan raporlar üst makamlara ulaştırılıyor, gittikçe büyüyen parti içi ve dışı muhalif bir kitle AKP yönetimini köşeye sıkıştırıyor. Parti içi muhalifler cebren veya istifa yoluyla ayrılıyor, eskiden "kardeşim" diye hitap edenler, birbirleri hakkında dolandırıcılık ve hırsızlık ithamlarında bulunuyor.

Milletin gözü önünde cereyan eden bütün bu idari ve ahlaki kaos, parti içinde kopmalara yol açıyor.

Algıları yöneterek iktidarda kalmayı başarı hanesine yazan parti, şimdiden "AKP'liler" ve "AK Partililer" algısı ile kendi içinde ikiye bölündü bile...

Dini ve ahlaki değerleri dile getirerek düzeni yıkmakla işe başlayan AKP, Fetulla'nın Dinlerarası Diyalog telkinleri altında gerçekleştirilen at ve domuz etinin serbest bırakılması, zinanın serbest bırakılması, çatılara haç takılması gibi dini ve ahlaki sapkınlıklarla çalkalanan bir süreç sonunda, yıkılma emareleri yaşıyor.

***

Ne demiştik en başta:

"Hayatımızdaki olumsuzlamalar tıpkı “kendini gerçekleştiren kehanetler” gibi belli bir sıralamayı takip eden örüntülerdir.

Sonucunda da kişide “Böyle olacağını biliyordum.”, “Tam da düşündüğüm gibi oldu.”, “Aklıma gelen başıma geldi.” gibi düşüncelere ve serzenişlere sebep olur."

Nefs terbiyesine kulak asmayanların o günlerde başkaları için gülerek sarf ettikleri sözleri ile bugün yaşanan taban tabana zıt icraatlerine bakılırsa, kimbilir, belki de "kendini gerçekleştiren kehanet" kavramı böyle işleyen bir süreç...

Güzel düşünen güzel işler. Güzel işleyenin ahiri de güzel olur...

22/10/2020

Gayfeden Lakırdılar

- Gaste mi okuyon? Çapa Cerrahpaşa hasteneleri pek fena olmuş hacim... Hökümet el atmıyoomuş niyeyse?

- Haa?! Ne dedin?.. Şehir hastaneleri mi açılmış?. Evet, evet; çok iyi olmuş çoook...

- La havlee... Ben ne diyoom o ne anlaayo? Damlar, dıvarlar, boyalar, sıvalar gendünden geçmiş, gayri yıkılcek diyollaa. Habarın vaa mı?

- Hükümet onlara ödeneği durdurmuş diyorlar. Arazisi de çok kıymetliymiş. Satıp AVM mi ne yapacaklarmış?..

- Deme yau? Demek undan ep.

- Ama Allahları var yani... Çapa - Cerrahpaşa'da Kovid belgeseli çekmişler... Çok başarılı doktorları varmış çok...

- Eee? Çoh marifetliyse dohturlar, ne demeye goca hastaaneyi yıhmaya garer veemişlee?.

- Eesi bu. Yeni hastaneler açılırken eskileri tamir mi edelim yani? Hükümet şehir hastaneleri açıyor işte!..

- Asta karantilidir unnaa. AKP hep karanti veriyo mutayitlere...

- Karantina mı? Un mu? Ne alaka şimdi?

- Sen de bi gorunsen deyom emme . Gulahtan yani...

- Emmi mi, ben amcan mıyım oğlum? Gulah nedir yaa!..

- Emmi mi dedim, ne dedim? Faprikada galem efendisi deel miydin? Sen daa emekli olmadınnı, bi dohtura gitsen ya?..

- Ne emeklisi evladım. Yaştan taktılar bana da. diyorlar ya. Ondan işte... İşten de çıkardılar. Yaşlısın dediler... Böyle kahvede pinekliyorum artık...

Gerçi emekli etseler ne olacak? Maaşımın yarısını bile alamıyacağım. Ne hale getirdiler memleketi diyeceğim de, dilim elvermiyor be. Ama olsun, öyle uygun gördü partim, liderim. Ne yapalım. Sabredin diyorlar, sabredeceğim artık... :(

- Boşver hacim. Francala vaa... İsten mi?.

- Nerede? Bana mı gönderdiler? Teşkilattan mı?

- Asgıdan? Gampanyadan?... Yen mi?

- ???

Yaşar Teber


- Not: Çapa ve Cerrahpaşa görseli internetten alıntıdır.


11/10/2020
25/04/2020

Devlet ve millete hizmetin mazereti olmaz, bahanesi olur!..

22/03/2020

Danimarka'da marketlerdeki önlemler

Address

Görükle

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when 1986 Uüiibf Kamu Yönetimi Bölümü Mezunlari Sayfası posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Share