28/05/2026
MUTLU BAYRAMLAR...
Mutluluk, huzur, sevgi ve hayırlarla dolu nice bayramlar diliyorum hepinize. Anası, babası, akrabası hayatta olanlar… Koşun onlara öpün ellerini, sarılın sıkı sıkı. Benim gibi anası, babası, sevdikleri cennette olanlar da unutmayın canlarınızı. Gerçi unutulur mu onlar? Gitmekle gidilir mi? Görmemekle uzaklaşır mı kalpler? Annemin, babamın, anneannemin, dedemin, dayımın mis kokusu hala burnumda…
Her bayram sabahına şükürle başlıyorum. Evlatlarım yanımda, sevdiğim insanlar arıyor, soruyor, yazıyor. İnsan biriktirdiğim için çok mutlu oluyorum. Bayram sabahlarında dalıyorum bir de. Her bayram aynı filmi defalarca izliyorum hayal dünyamda. Özlemlerimle kavuşuyorum. Çocukluğuma, gecekondu mahalleme gidiyorum, anneannemlerin Altındağ’daki konağına gidiyorum.
Bayramlar bir başkaydı o zamanlar. Her bayram bunu dile getiriyorum. Beni en çok etkileyen sahne babamla gittiğimiz bayram namazları olurdu. Namazda babam öyle içten salavat getirirdi ki, her seferinde onu biraz hayretle biraz da şaşkınlıkla izlerdim. Öyle bir dalardı ki, duaya kendini kaybederdi adeta. Kim bilir neler hissediyordu rahmetli iç dünyasında?
Bayram namazından sonra kahvaltı faslı başlardı. Onu da genelde anneannemle dedemin evinde yapardık. Kazıkiçi Bostanları’ndan dedemlerin evinin bulunduğu Altındağ’a kadar yürüyerek giderdik genelde. Babamın parası olursa bazen de taksiye binmişliğimiz olmuştur. O günün heyecanı öyle sarardı ki beni çoğu zaman arife gecesi uyuyamazdım mutluluktan. En yakın arkadaşlarım ve kuzenlerim olan Oktay, Erdal, Turgay da orada olurlardı. Konağa girer girmez anneannem ve yengemin hazırladığı nefis yemek kokusu karşılardı bizi. Odun ateşinde pişen güveç de bayramın vazgeçilmez yemekleri arasındaydı.
Bayram süresince anneannemin sofrası kalkmazdı. Küçükler hep onları ziyarete geldiği için mutlaka gelene yemek yedirip öyle yolcu ederlerdi. Bazen şaşırırdım. “Anneanne senin yemeklerin neden hiç bitmiyor? Gelen giden sofraya oturuyor ama yemekler hiç eksilmiyor” derdim. “Evladım bu Bayram bereketi” derdi rahmetli.
Bahçelerinde dut ağaçları vardı. Bayram yaza denk geldi ise babam ağaca çıkar mutlaka bize bir güzel dut sallardı. Üstümüz başımız, yüzümüz gözümüz dut lekesi olurdu. Konağın karşısında Hacı Bayram camii vardı. Düğün yapanlar oraya dua etmeye gelirlerdi. Biz de bu durumu çok severdik. Oktay, Turgay, Erdal, ben koşardık arabaların önünü keserdik. Eşarp, havlu, zarf ne bulursak alırdık. Acayip keyif alırdık bu durumdan. Anneannemlerin evindeki sandığın içinde biriktirirdik topladıklarımızı.
Akşam olunca da mutlaka açık hava sinemasına giderdik. Ama nedense sinemayı herkesin izlediği yerden izlemektense kaçak göçek izlemek daha çok keyif verirdi bize. Sinemayı saran duvarlar vardı o duvarların üstüne çıkar izlerdik. Sinema sahibi de kızardı bize. Kovalardı bizi. Bir akşam kaçak olarak girmiştik. Bir baktım ki, dedem de orada. “Oğlum nasıl girdiniz siz buraya” dedi. Kaçak girdik dedik. “Tamam oturun burada sesinizi çıkarmayın” dedi. Bir süre sonra elinde patlamış mısırlarla geldi. “Kimseyi rahatsız etmeden uslu uslu oturun şimdi, izleyin” dedi. Meğer gitmiş bizim sinemaya giriş paramızı ödemiş rahmetli. Aslında eski Türk filmleriydi bunlar. Bizim o zamanki yaşımıza çok hitap etmiyordu ama annemden heyecanla dinlerdim Yeşilçam hikayelerini o yüzden özenirdim ben de. Dedem mutlaka kızlarını açık hava sinemasına götürmüş o yüzden annem ezbere bilirdi bütün artistleri ve filmlerin hikayelerini.
Gece olunca konak çocuk sesi yankılanırdı. Bayram süresinde orada kalırdık hepimiz. Yer yatağı sererdi anneannemle yengem. Sıra sıra yatardık hepimiz. Sabah da genelde anneannem ve dedemin balkonda yaptıkları sohbetle uyanırdım. Sabah namazına kalkardı dedem. Anneannem çayı demler sabah sohbet edip kıtlama çay içerlerdi. Ben de katılırdım onlara. Bayılırdım kıtlama şeker eşliğinde açık çaya. Huzurlu bir sesi vardı dedemin. Doğulu bir adam olmasına ve hiç okumamış olmasına rağmen çok güzel İstanbul şivesi ile konuşurdu. Karakteri de tam bir İstanbul beyefendisi edasındaydı. Anlatırdı gençlik yıllarını. Ayakkabı boyacılığı yaptığını, karpuz sattığını, köyde eşek sırtında peynir sattığını. En küçük oğlu Turgay’la beraber hayran hayran dinlerdik onları sabahın köründe.
En zoru da ayrılık vaktinin gelip çatması olurdu. Her seferinde ağlamaklı olurdum. İçim kan ağlardı. Gitmek istemezdim. Bitmesin isterdim bayramlar. Şimdi bayramlarda kardeşlerimle, kuzenlerle, dayılarımla bir araya gelince o günleri yad ediyoruz. Bayram bitiminde aynı burukluğu ben yine yaşıyorum. Yine ağlamaklı oluyorum. Keşke bitmeseydi diyorum.
Bayram demek anı demek, bayram demek aile demek, tek kalmamak demek, anam demek, babam demek, kabir ziyareti demek.
Hayırlı Mutlu Bayramlar, Kalın Sağlıcakla...