Darul Ulum İslami İlimler Merkezi

Darul Ulum İslami İlimler Merkezi Dârul Ulûm - İslami İlimler Araştırma Merkezi.
Üsküdar'da Bir Medrese... Üsküdar'da Bir Medrese..

12/08/2026

Marmara İlahiyat’ı kazandın. Peki fakültene yürüme mesafesinde böyle bir yer olduğunu biliyor musun?

Üsküdar Bağlarbaşı’nda bulunan Darul Ulûm Vakfı, üniversite eğitimini sistemli ve güçlü bir ilim yolculuğuyla desteklemek isteyen öğrencileri bekliyor.

📚 5 yıllık sistemli eğitim
🏠 Yurt imkânı
🎓 Burs ve başarı destekleri
🌍 Yurt dışı eğitim desteği
📖 Akademi ve medrese usulünü bir araya getiren eğitim programı
📜 Eğitim sonunda klasik icazetname imkânı

Marmara İlahiyat’taki üniversite yıllarını yalnızca bir diploma süreci olarak değil, ilimle derinleşen bir yolculuğa dönüştürmek istiyorsan Darul Ulûm’u yakından tanı.

📍 Üsküdar / Bağlarbaşı
🚶 Marmara İlahiyat’a yürüme mesafesinde

Kontenjan, yurt ve başvuru süreci hakkında detaylı bilgi için hemen ara:

📞 0216 495 00 09
📱 0553 661 68 63

Darul Ulûm Vakfı | İlim yolculuğuna şimdi başla.

Marmara İlahiyat’ta okuyorsan, fakülte eğitiminin yanında İslami ilimlerde daha güçlü bir temel oluşturabilirsin.Dârul U...
26/07/2026

Marmara İlahiyat’ta okuyorsan, fakülte eğitiminin yanında İslami ilimlerde daha güçlü bir temel oluşturabilirsin.
Dârul Ulûm’un akademi ve medrese usulünü bir araya getiren eğitim programında;

📚 Arapça, Kur’an-ı Kerim, Akaid, Kelam, Siyer, İslam Tarihi, Tefsir, Hadis, Fıkıh ve usül dersleri
🏠 Aile sıcaklığında yurt imkânı
🎓 Tüm öğrencilere burs ve başarılı öğrencilere ilave burs desteği
🌍 Yurt dışı eğitim desteği, kültürel geziler ve seminerler
🕋 Mezunlara Umre hediyesi
📜 Eğitim sonunda klasik icazetname takdimi
Sınırlı kontenjanla yeni dönem başvuruları devam ediyor.

Detaylı bilgi ve başvuru:

📞 0553 661 68 63 / 0216 495 00 09
🌐 www.darululum.com.tr

16/07/2026

Bazı kimseler Resülüllah sallellahu aleyhi ve sellemin Hadisi şeriflerini önce gözden düşürmek sonra da inkar etmeyi Müslümanlara kabül ettirmek için önce kendileri Hadis dıye bir şeyler uyduruyorlar sonra da uydurdukları çöplüklükler üzerinden algı operasyonuna kalkışıyorlar, kendi uydurdukları yalanlarla Allahın Vahyı olan Sünneti Nebeviyyeyi aşağılıyorlar.

SÜNNETİ NEBEVİYYE RESÜLÜLLAH SALLELLAHU ALEYHİ VE SELLEME ALLAHIN VAHYIDIR, KUR’ANİ KERİM NASILKİ ALLAHIN RESÜLÜNE VAHYI İSE, SÜNNETİ NEBEVİYYE YANİ HADİSİ ŞERİFLER DE ALLAHIN RESÜLÜNE VAHYIDIR.

Kıyametin meydana gelmesiyle ilgili bu yazımızı Arapça metni ile birlikte paylaştık.
Biraz uzun bir yazı ama umarızki sonuna kadar olursunuz.

Peygamber Efendimiz'in (ﷺ) sünnetinde kıyametin özellikle “akşam namazı vaktinde” kopacağını bildiren ne sahih ne de zayıf herhangi bir hadisi şerifi yoktur.
Bu sebeple halk arasında yaygın olan bu inanış bâtıldır ve hadis kaynaklarında hiçbir dayanağı yoktur.

İslam şeriatında sabit ve âlimler arasında kabul edilen husus şudur ki, kıyamet Cuma günü kopacaktır; ancak o günün hangi saatinde gerçekleşeceği belirtilmemiştir.

Aşağıda konunun hadis tahrici ve şer'î açıklaması yer almaktadır:

1. Sahih sünnette sabit olan husus (Günün belirlenmesi)

Sahih hadislerde kıyametin Cuma günü kopacağı bildirilmiş, ancak bunun akşam namazı vaktinde olacağına dair hiçbir belirleme yapılmamıştır.

Buna dair, Ebû Hüreyre'den (radıyallahu anh) rivayet edilen ve Müslim'in Sahih'inde geçen hadiste Resûlullah (ﷺ) şöyle buyurmuştur:

“Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün Cuma günüdür. Âdem aleyhisselam o günde yaratıldı, o günde cennete konuldu, o günde cennetten çıkarıldı. Kıyamet de ancak Cuma günü kopacaktır.”

Ahmed, Ebû Dâvûd ve Nesâî'nin rivayet ettiği bir başka hadiste ise şöyle buyrulmuştur:

“Cuma günü sabah olduğundan güneş doğuncaya kadar cinler ve insanlar dışında hiçbir canlı yoktur ki, kıyametin kopacağı endişesiyle kulak kesilip onu beklemesin.”

(Buradaki "musîhah" (مُصِيخَة) ifadesi, “kulak kesilmiş, dikkatle dinleyen ve kıyametin kopmasından korkarak bekleyen” anlamına gelir.)

2. Halk arasındaki karışıklığın sebebi

“Kıyamet akşam namazı vaktinde kopacak” veya bu vakitte aşırı korku duyulması şeklindeki inanışın yaygınlaşmasının başlıca iki sebebi vardır:

Birincisi: Güneşin batıdan doğması alâmetiyle karıştırılmasıdır. Kıyametin büyük alâmetlerinden biri, güneşin normalde battığı yön olan batıdan (mağribden) doğmasıdır. Bazı kimseler “mağrib” (batı yönü) ile “akşam (mağrib) namazı vakti” kavramlarını birbirine karıştırmışlardır.

İkincisi: Gün batımında şeytanların yayılmasıyla ilgili hadislerin yanlış anlaşılmasıdır. Sahihayn'da (Buhârî ve Müslim) Resûlullah (ﷺ) şöyle buyurmuştur:

“Gece çökmeye başladığında (veya akşam olunca) çocuklarınızı yanınızda tutun. Çünkü o vakitte şeytanlar yayılır...”

Bu nebevî tavsiye, gecenin başlangıcında şeytanların yayılması sebebiyle çocukların korunmasını ve akşam zikirlerinin okunmasını emretmektedir. Bunun kıyametin kopmasıyla hiçbir ilgisi yoktur.

3. Sonuç ve hadis açısından hüküm

“Kıyamet akşam namazı vaktinde kopacaktır.” veya “Kıyamet akşam ile yatsı arasında kopacaktır.” şeklinde halk arasında dolaşan sözlerin,

Hükmü: Bunların hiçbir aslı yoktur. Bunlar bâtıl sözlerdir; uydurmadır ve Kütüb-i Sitte ile muteber diğer hadis kaynaklarının hiçbirinde rivayet edilmemiştir.

Doğru olan ise şudur: Kıyamet Cuma günü kopacaktır. Bunun tam olarak hangi saatte gerçekleşeceğinin bilgisi ise yalnızca Allah Teâlâ'nın katındadır. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz kıyametin bilgisi Allah'ın katındadır.” (Lokmân, 31/34)

لا يوجد حديث صحيح ولا ضعيف في السنة النبوية ينص على أن القيامة تقوم في "وقت صلاة المغرب" تحديداً، بل إن هذا المفهوم الشائع بين الناس باطل ولا أصل له في كتب الحديث والآثار.

الثابت والمجمع عليه في الشريعة الإسلامية هو أن الساعة تقوم في يوم الجمعة دون تحديد ساعة أو وقت صلاة معين خلال اليوم. [1]

وفيما يلي التفصيل العلمي لتخريج المسألة والبيان الشرعي لما ثبت وما يتداول:

1. ما ثبت في السنة الصحيحة (تحديد اليوم)

الحديث الصحيح حدد يوم الجمعة كزمن لوقوع القيامة، ولم يحدد وقت صلاة المغرب، ومن ذلك:

ما رواه مسلم في صحيحه من حديث أبي هريرة رضي الله عنه أن النبي ﷺ قال: «خَيْرُ يَوْمٍ طَلَعَتْ عَلَيْهِ الشَّمْسُ يَوْمُ الْجُمُعَةِ، فِيهِ خُلِقَ آدَمُ، وَفِيهِ أُدْخِلَ الْجَنَّةً، وَفِيهِ أُخْرِجَ مِنْهَا، وَلَا تَقُومُ السَّاعَةُ إِلَّا فِي يَوْمِ الْجُمُعَةِ». [1]

ورواه أحمد وأبو داود والنسائي بلفظ: «وَمَا مِنْ دَابَّةٍ إِلَّا وَهِيَ مُصِيخَةٌ يَوْمَ الْجُمُعَةِ مِنْ حِينَ تُصْبِحُ حَتَّى تَطْلُعَ الشَّمْسُ شَفَقًا مِنَ السَّاعَةِ إِلَّا الْجِنَّ وَالْإِنْسَ». (ومعنى مُصِيخة: أي مستمعة ومترقبة تخوفاً من قيام الساعة).

2. سبب اللبس والخلط عند العوام

يرجع انتشار مقولة "القيامة تقوم وقت المغرب" أو الخوف الزائد في ذلك الوقت إلى أمرين:

الخلط مع علامة "طلوع الشمس من مغربها": من أشراط الساعة الكبرى أن تطلع الشمس من جهة المغرب (الجهة التي تغرب منها عادةً). فحصل عند بعض العوام خلط وتوهم بين "جهة المغرب" (المكان) وبين "وقت صلاة المغرب" (الزمان). [1, 2]

أحاديث انتشار الشياطين وقت الغروب: ثبت في الصحيحين أن النبي ﷺ قال: «إِذَا كَانَ جُنْحُ اللَّيْلِ أَوْ أَمْسَيْتُمْ فَكُفُّوا صِبْيَانَكُمْ، فَإِنَّ الشَّيْطَانَ يَنْتَشِرُ حِينَئِذٍ...». وهذا التوجيه النبوي يتعلق بانتشار الشياطين مع بداية الظلام وحث المسلمين على الأذكار، وليس له صلة بقيام الساعة. [1]

3. الخلاصة والحكم الحديثي

الحديث المنشور: "تقوم الساعة في وقت صلاة المغرب" أو "بين المغرب والعشاء".

الحكم: لا أصل له (باطل ومكذوب ولم يروه أحد من أصحاب الكتب الستة أو المسانيد المعتمدة).

الصواب: الساعة تقوم يوم الجمعة، وعلم وقتها الدقيق استأثر الله به؛ كما قال تعالى: ﴿إِنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ﴾ [لقمان: 34].

15/07/2026

İcazet, yalnızca bir belge değil; ilmin ehil bir hocadan talebeye usûl, edep ve emanet bilinciyle aktarılmasının nişanesidir.

Yıllar süren eğitim, müzakere ve gayretin sonunda verilen icazet; talebenin öğrendiği ilmi taşıma, yaşama ve gelecek nesillere aktarma sorumluluğunu ifade eder.

Darul Ulûm’da hazırlıkta başlayan ilim yolculuğu, icazetle yeni bir merhaleye ulaşır.

̇limyolculuğu

14/07/2026

Fakülte biter, ilim devam eder…

Darul Ulûm’da talebelerimiz, fakülte eğitimlerinin yanında beş yıl boyunca sistemli bir ilim programına devam eder.

Her öğrenciye burs desteği sağlanır; ihtiyaç duyanlara yurt imkânı sunulur. Başarılı talebeler ise ilave burs, umre ve yurt dışı eğitim desteğiyle teşvik edilir.

Akademik kariyer hedefleyen öğrenciler için gerekli ilmî ortam oluşturulur, yüksek lisans ve doktora süreçleri desteklenir.

Darul Ulûm’da eğitim, yalnızca dersle sınırlı değildir.


14/07/2026

Biz hem yaşlandık, yaşlılar sınıfına girdik hemde 1966 yılından beri bulunduğumuz çevrede hoca olarak, İmam olarak bilinmete ve tanınmaktayız.
Yaptıkları yanlışlardan dolayı insanlara mesafeli davranmayız, üzüntü duyan, yaptıklarına pişman olan, dolayısı ile nasıhat ve düa almak için gelen veya yazan herkese gönlümüz de, kapımız da, sayfamız da hep açık oldu.
Geçmişten beri prensip olarak, yanlış yapan, yaptığı yanlışlardan pişmalık izhar etmeyen, üstelik yanlışlarını israrla savunan kimseleri bir müddet gözlemleriz, yanlışlarını yapmaktan vaz geçme niyetinde olmadıkları belli olan kimselerin paylaştıkları açık-saçık âile ve düğün Videolarının, resimlerinin ve yazdıklarının sayfamızda görünmelerini engelleriz, bugüne kadar hep böyle yaptık, görmeyelim diye hep engelledik.

Allah hataları, günahları affedicidir, tevbe edenleri, bir daha yapmama sözü verenleri affeder, böylelerine bizde yardımci olmak isteriz ama pişman olmayan, Allahtan af dilemeyen, bizim yardımcı olmamıza ihtiyaç duymayanlar için artık elimizden bir şey gelmeyeceği anlaşılınca yazdıklarını görmemek için son çare engellemek olunca, başkalarına yer açılsın der ve engelleriz.

13/07/2026

Bir talebenin Darul Ulûm yolculuğu, attığı ilk adımla başlar…

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi hazırlık sınıfından itibaren başlayan bu yolculuk; beş yıl boyunca Arapça ve İslami ilimlerde sistemli bir eğitimle devam eder.

Talebelerimiz, fakülte eğitimlerinin yanında haftada yaklaşık 18 saat boyunca alanında uzman hocalardan tefsir, hadis, fıkıh ve diğer İslami ilimlere dair dersler alır. Şehir dışı kampları, ilmî çalışmalar, Mekke ve Medine ziyaretleriyle zenginleşen bu süreç, yalnızca akademik değil; şahsî ve manevi bir gelişim yolculuğuna dönüşür.

Hazırlıkta başlayan eğitim, beş yılın sonunda icazetle nihayete erer. Ancak her icazet, aynı zamanda yeni bir ilim yolculuğunun başlangıcıdır.

Hazırlıktan icazete, beş yıllık ilim yolculuğu…

Yeni dönem duyuruları ve başvuru süreci için bizi takip edebilirsiniz.

̇limyolculuğu

13/07/2026

KUR’ANİ KERİM: KENDİSİ GİBİ ALLAHIN VAHYI OLAN SÜNNETİ NEBEVİYYE İLE BİR BÜTÜNDÜR VE HADİSİ ŞERİFLERLE TAMDIR.
KENDİSİNDE BULUNAN VE BULUNMAYAN BİRÇOK KONUDA SÜNNETİ NEBEVİYYEYE YANİ HADİSİ ŞERİFLERE YÖNLENDİRİR VE RESÜLÜLLAH SALLELLAHU ALEYHİ VE SELLEMİN HADİSİ ŞERİFLERLERİ İLE AMEL ETMEYİ EMREDER, BU EMRE UYMAYANLAR KUR’ANİ KERİMİ ANLAMIŞ SAYILMAZ, KUR’ANİ KERİMLE AMEL ETMİŞTE SAYILMAZ, ASLÂ SAYILMAZ.

12/07/2026

HANEFÎLERİN HADİSİ ŞERİFLERE KARŞI TUTUMU VE ZAYİF HADİSLERLE AMEL ETMELERİ KONUSU

Hanefî mezhebinde İmam Ebû Hanîfe ve talebeleri, usûlde delil olarak Kur'ân-ı Kerîm'i, mütevâtir ve meşhur sünneti esas alırlar; haber-i vâhidi ise belirli ve titiz şartlarla kabul ederler. Zayıf hadislere gelince, onları sahih hadisin karşısında bağımsız bir aslî delil olarak kabul etmezler; ancak belirli usûl ve kaideler çerçevesinde, kıyas ve aklî içtihada tercih ederler.
Bu konuyu derinlemesine anlayabilmek için, Hanefîlerin hadis derecelerine bakışını ve zayıf hadislerle nasıl amel ettiklerini incelemek gerekir.
1. Hanefîlere göre sünnetin delil oluş bakımından dereceleri:
Hanefî fakihleri, teşrî kaynaklarını ve sünnet delillerini sübut ve delâlet kuvvetine göre şu şekilde sıralarlar:
Mütevâtir ve meşhur sünnet: Sübut bakımından Kur'ân-ı Kerîm'e yakın bir değere sahiptir. İbadetler, muâmelât ve had cezaları dâhil bütün hükümlerin ispatında delil olarak kullanılır.
Haber-i vâhid: Zann-ı gâlip ifade eder ve birtakım şartlarla amel edilir. Bu şartlardan bazıları şunlardır:
Kur'ân nassına aykırı olmaması,
Genel şer‘î kaidelere ters düşmemesi,
Umûmü'l-belvâ kapsamındaki konulara aykırı olmaması
ve benzeri diğer şartlar.
Zayıf hadis (muhaddislerin değerlendirmesine göre): Özellikle itikad ve had cezaları gibi alanlarda yeni bir hüküm koymak için başlangıçta delil olarak kullanılmaz; ancak tercih sebebi (müreccih) olarak değerlendirilir.
2. Hanefî mezhebinde zayıf hadisle amel etmenin şartları
Ebû Hanîfe'nin "zayıf hadis"ten kastı, bâtıl veya uydurma hadis değildir. Onların kastettiği, daha sonraki muhaddislerin terminolojisinde hasen hadis veya râvileri yalancılıkla itham edilmemiş, zayıflığı hafif olan hadistir.
Hanefî imamları, böyle bir hadisin kıyasa tercih edilebilmesi için şu sıkı şartları ileri sürmüşlerdir:
Zayıflığın şiddetli olmaması; senedinde yalancı veya hadis uydurmakla itham edilen bir râvinin bulunmaması.
Genel bir şer‘î asla dayanması; yani başka bir delil veya küllî bir şer‘î kaide tarafından desteklenmesi.
Konuda sahih bir hadis veya kuvvetli bir eser bulunmaması; zayıf hadise ancak sahih delil bulunmadığında başvurulması.
O hadisin Hz. Peygamber'e ﷺ kesin olarak ait olduğuna inanılmaması; ihtiyat yönünün gözetilmesi.
3. Zayıf hadisin kıyasa tercih edilmesi:
Ebû Hanîfe'nin-Allahın rahmeti üzerine olsun- usûlünün en önemli esaslarından biri, zayıf hadisi kıyas, rey ve aklî içtihada tercih etmesidir.
Bir meselede sahih veya hasen hadis bulunmaz; buna karşılık kıyas ile zayıf bir hadis karşı karşıya gelirse, Ebû Hanîfe kıyası terk eder ve zayıf hadisle amel eder. Çünkü ona göre:
"Zayıf hadis, rey ve kıyastan daha evlâdır."
Uygulama örneği: Kahkaha ile abdestin bozulması
Kıyasa göre: İmam Şâfiî ve kıyas esasını benimseyenlere göre, namazda yüksek sesle gülmek (kahkaha) abdesti bozmaz. Çünkü bedenden çıkan necis bir şey değildir.
Hanefîlerin görüşü: Ebû Hanîfe şu hadisi delil almıştır:
"Sizden kim namazda kahkaha ile gülerse, hem abdestini yenilesin hem de namazını yeniden kılsın."
Hadis âlimleri bu rivayetin senedini zayıf kabul etmişlerdir. Buna rağmen Ebû Hanîfe onu kıyasa tercih etmiş ve Hanefî mezhebinde buna dayanılarak hem namazın bozulacağına hem de abdestin yenilenmesi gerektiğine fetva verilmiştir.
4. Hanefîlerde mürsel hadisin hüccet oluşu
Hanefîlerin, muhaddislerin zayıf kabul ettiği bazı rivayetlerle amel etmelerinin sebeplerinden biri de mürsel hadisi geniş ölçüde hüccet kabul etmeleridir.
Mürsel hadis, tâbiînin sahâbîyi zikretmeden doğrudan Hz. Peygamber'den ﷺ rivayette bulunmasıdır.
Hanefîlere göre büyük tâbiîlerin mürsel rivayetleri teşrîde delildir. Muhaddisler seneddeki kopukluk sebebiyle bunları zayıf hadis kapsamında değerlendirse de Hanefîler bunlarla amel etmektedir.
5. Sonuç
Hanefîlerin zayıf hadisle amel etmeleri, dinde gevşek davranmaları anlamına gelmez. Bu, onların usûl anlayışının bir sonucudur. Onlar, zayıflığı şiddetli olmayan, şer‘î maksatlara ve genel esaslara uygun bulunan zayıf veya mürsel hadisi, insan görüşüne ve kıyasa tercih etmişlerdir. Bu tercih ise belirli usûl kuralları ve sıkı şartlar çerçevesinde yapılmaktadır.

يعتمد الإمام أبو حنيفة وأصحابه في الأصول على الكتاب والسنة المتواترة والمشهورة، ويقبلون أخبار الآحاد بشروط دقيقة. أما الأحاديث الضعيفة، فلا يعتمدونها كأصل مستقل في مقابل الصحيح، لكنهم يقدمونها على القياس والاجتهاد العقلي، وذلك وفقاً لقواعد وضوابط معينة في المذهب.

لفهم هذا الموضوع بعمق، يجب استعراض المنهج الحنفي في درجات الحديث وكيفية تعاملهم مع الأحاديث الضعيفة.

مراتب السنة عند الحنفية في الاستدلال

يرتب فقهاء الحنفية مصادر التشريع وأدلة السنة وفق قوة ثبوتها ودلالتها كالتالي:

السنة المتواترة والمشهورة: توازي القرآن الكريم في قطعية الثبوت، ويُعمل بها في إثبات جميع الأحكام (العبادات، والمعاملات، والعقوبات كالحدود).

خبر الآحاد: يفيد الظن الغالب، ويُعمل به بشروط؛ منها: ألا يخالف نص القرآن، وألا يخالف القواعد العامة، وألا يعم به البلوى، وغير ذلك من الشروط.

الحديث الضعيف (في نظر المحدثين): لا يصح الاستدلال به ابتداءً لتشريع حكم جديد (خاصة إذا كان في العقائد أو الحدود)، ولكنه يُستخدم كمرجح.

ضوابط العمل بالحديث الضعيف في المذهب الحنفي

لا يُقصد بالحديث الضعيف عند أبي حنيفة الحديث الباطل أو الموضوع، بل يقصدون به ما يسمى في اصطلاح المتأخرين بـ (الحديث الحَسَن) أو الضعيف ضعفاً يسيراً من غير تهمة في الرواة بالكذب. وقد اشترط أئمة الحنفية شروطاً صارمة لقبوله وتقديمه على القياس:

أن يكون الضعف غير شديد: فلا يُقبل حديث فيه كذاب أو متهم بالوضع.

أن يندرج تحت أصل عام: أي أن يؤيده دليل آخر أو قاعدة كلية في الشريعة.

أن لا يوجد في الباب نص صحيح أو أثر قوي: فالضعيف لا يُصار إليه إلا عند فقدان الصحيح.

ألا يعتقد ثبوت سنيته بنسبة مئة بالمئة إلى النبي ﷺ: بل يعتقد فيه جانب الاحتياط.

تقديم الضعيف على القياس

يُعدّ من أبرز أصول مذهب أبي حنيفة أن الحديث الضعيف مقدَّمٌ عنده على القياس والرأي والاجتهاد. فإذا خلت المسألة من نص صحيح وحسن، وتعادل فيها القياس المنطقي مع حديث ضعيف، فإن أبا حنيفة يترك القياس ويأخذ بالحديث الضعيف، عملاً بقاعدة (الحديث الضعيف أولى من الرأي والقياس).

مثال تطبيقي: (نقض الوضوء بالقهقهة)

القياس: يرى الإمام الشافعي ومعه القياس أن الضحك بصوت عالٍ (القهقهة) في الصلاة لا ينقض الوضوء، لأنه ليس بخارج نجس من البدن.

رأي الحنفية: استدل أبو حنيفة بحديث: (ألا من ضحك منكم قهقهة فليعد الوضوء والصلاة جميعا). وقد ضعّف علماء الحديث هذا الحديث في إسناده، إلا أن الإمام أبا حنيفة أخذ به، وقدمه على القياس المحض، وعليه أفتى الحنفية بنقض الوضوء وبطلان الصلاة.

حجية (المرسل) عند الحنفية

من أسباب عمل الحنفية بما يعتبره المحدثون ضعيفاً، اعتدادهم الواسع بـ المرسل (وهو ما يرويه التابعي عن النبي ﷺ مباشرة دون ذكر الصحابي). فمراسيل كبار التابعين مقبولة لديهم حجة في التشريع، حتى وإن اعتبرها المحدثون من قسم الحديث الضعيف بسبب الانقطاع.

الخلاصة

إعمال الحنفية للأحاديث الضعيفة ليس تساهلاً في الدين، بل هو ضمن منهجهم الأصولي الذي يفضلون فيه الأثر الضعيف أو المرسل على الرأي البشري والاجتهاد القياسي، بشرط عدم شدة الضعف وموافقته لمقاصد الشريعة.

Address

İslami İlimler Eğitim Araştırma Merkezi Gazi Caddesi Reisul Küttap Sk. No:57
Istanbul

Opening Hours

Monday 08:30 - 21:00
Tuesday 08:30 - 21:00
Wednesday 08:30 - 21:00
Thursday 08:30 - 21:00
Friday 08:30 - 21:00
Saturday 08:30 - 21:00
Sunday 08:30 - 21:00

Telephone

+902164950009

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Darul Ulum İslami İlimler Merkezi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The University

Send a message to Darul Ulum İslami İlimler Merkezi:

Shortcuts

Share