18/09/2014
YENİ SOL MANİFESTO
“Sol Politika”nın temelinde maddi olanakların (Toplumsal servet ve gelir) ve otoritenin topluma adil ve dengeli biçimde dağıtılması amacı yer alır.
Genel olarak iki şey toplumda adaletsiz biçimde dağılmıştır: Servet ve gelirden oluşan ekonomik varlıklar ve otorite. Sol’un temel mücadelesi bu ikisi açısından toplumsal adaletin sağlanmasına yönelik teori ve eylem geliştirmektir.
“Ekonomik varlıklar” dediğimizde sadece gelirden değil aynı zamanda servetten de söz ediyoruz çünkü genel olarak tüm toplumlarda servet, gelirden çok daha adaletsiz ve dengesiz biçimde dağılmıştır.
Otorite ise her yerdedir; ailede, okulda, işyerinde… Siyasal iktidar toplumsal otoritenin en merkezileşmiş halidir. Otoritenin adil dağıtılması çabası ise sadece siyasal iktidarın tabana yayılması çabasını içermez. Aynı zamanda ailenin, okulun, işyerinin ve sokakların demokratikleşmesi anlamına gelir.
Sol, sermaye birikimi adı altında ekonomik kaynakları toplumun küçük bir kesiminin elinde toplamayı öneren ve siyasal gücü ve otoriteyi merkezileştiren Sağ siyasetin karşıtı ve dengeleyicisidir. Sağ ne derecede muhafazakar ve korumacı ise Sol da o derecede yenilikçi ve ilerlemecidir.
Sağ’ın iktidara gelme ve iktidarda kalma konusundaki genel başarısına karşın Sol, uzun vadede amaçlarını gerçekleştirmek konusunda çok daha başarılıdır. Bu, en iyi Komünist Manifesto’da yer alan taleplerin neredeyse tamamının dünyanın büyük bölümünde gerçekleşmiş olmasında görülebilir. Örgütlenme hakları, genel oy hakkı, kadın hakları, çocuk emeği sömürüsüne son verilmesi, yoksulların çocukları için fırsat eşitliği, eğitim hakkı vb.
Elbette bu gelişmelerin bir bölümü çoğu ülkede Sağ iktidarlar döneminde gerçekleşmiştir. Fakat bunun bir önemi yoktur. Sol, sadece iktidar olarak değil çoğu zaman siyasal eylemle, kamuoyu oluşturarak ve örgütlü mücadele vererek amaçlarını gerçekleştirmiştir. Sağ ise neredeyse her zaman istemeye istemeye, ayak sürüyerek bu talepleri yerine getirmiştir.
Çoğulculuk ve farklı fikir ve yaklaşımlara saygı, Sol’un temel bir özeliği olarak kabul edilmeli ve fikir ayrılıkları nedeniyle solun kendi içinde zaman zaman açık çatışmaya dönüşen mücadelesi son bulmalıdır.
Sol düşüncenin ortaya çıktığı ve geliştiği Sanayi Devrimi sonrası dönemde çoğulcu bir düşünce yapısına sahipti. Ütopik sosyalistler, Dindar sosyalistler, Sanayi toplumu olmayı ve kent yaşamını reddeden yaklaşımlar, Anarşistler, Marksistler… Sol yelpazede çoğulcu bir yapının gelişimini sağlıyordu.
Sol, özellikle Reel Sosyalizm deneyimi sürecinde çoğulculuğunu yitirdi ve hızla tek tipleşti.
Aslında Sol politikayı oluşturan her fikir, Sol düşüncenin gelişimi için önemli ve son derece değerlidir. Otoriteyi reddeden ve bir otoriteye bağlanmayı kabul etmeyen Anarşist yaklaşım, bütün toplumda değil ama örneğin bir araştırma enstitüsünde bilimsel araştırma ve teknolojik gelişme sürecinden çok başarılı sonuçlar verebilir.
Dindar bir sol yaklaşım, bugüne kadar Sol’un giremediği, Sağ’ın arka bahçesi gibi hoyratça kullandığı dağ ve orman köylerine, Anadolu’nun ücra köşelerine Sol düşünceyi taşıyabilir.
Kent yaşamını reddeden dayanışmacı ve erdemli bir toplumun kırlarda yaratılabileceğini savunan bir yaklaşım, henüz sanayileşmemiş ülke veya bölgelerde, sermaye birikimi yaratmaya çalışarak yoksulluğu artıran sanayileşmeci ve rekabetçi bir yaklaşımdan daha başarılı olabilir. Böyle bir toplumsal yapı küresel şirketlerle rekabet yeteneğinden uzak, onunla bütünleşebilme kapasitesinden yoksun olabilir ve çağdaş toplumlarda parayla sağlanan hizmetlerin birçoğu (yaşlıların bakımı, özürlülerin korunması, psikolojik destek vb) dayanışmacı bir toplumsal yapı içinde ücretsiz olarak sağlanabilir.
Fikirlere, karşısında savaşacak ya da uğruna ölecek kadar değer atfetmediğimiz, onları sadece insanın tarihsel yolculuğunda bir kilometre taşı ve araç olarak gördüğümüz sürece, fikir ayrılıklarımıza karşın bir arada bulunmamız kolaylaşacaktır.
Sol’daki ideolojik ve fikri ayrılıkların ortadan kaldırılması olanaksızdır. Farklı fikir, ideoloji ve yaklaşımlardan oluşan çoğulcu bir yapı Sol düşüncenin gelişmesi için çok daha uygundur.
Türkiye’de Anti-Kapitalist Müslümanlar, Anarşistler, çevreci hareketler, LGBTT vb. gibi hareketlerle birlikte, inatla tekstil atölyelerinde ve organize sanayi bölgelerinde sendikal mücadele vermeye çalışan Leninist gruplar desteklenmelidir.
Sol’u tek bir politik-ideolojik yaklaşımla bütünleştirmek, tek bir parti-örgüt çatısı altında toplamak olanaksızdır.
Sol ancak stratejik bir yaklaşımla bütünleştirilebilir.