29/10/2012

ÜNİVERSİTELERİN
SAĞLIK YÖNETİCİLİĞİ PROGRAMLARI PLANSIZ ARTIYOR
Sağlık yönetimi eğitimi
ne durumda
Türkiye’de toplam 27 üniversitede sağlık kurumları yöneticiliği dalında; ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora programları bulunuyor. Bu alanda verilen eğitimin plansız, programsız geliştiğini vurgulayan uzmanlar, artışın gelecekteki ihtiyaçlara göre planlanması gerektiğini belirtiyorlar. Hızlı artış karşısında yetişmiş akademik kadrolar yetersiz kalıyor, dolayısıyla da eğitim kalitesi sorgulanıyor.
Güzin YILDIZCAN
Sağlık yönetimi eğitiminin tarihi gelişimi ve biçimlenmesi, ülkelerin sağlık hizmetlerinin yönetilme ihtiyacı ile paralellik gösteriyor. Örneğin, sağlık hizmetlerinin karmaşık bir şekilde geliştiği, yönetim ihtiyacının yüksek olduğu ABD’de 20. yüzyılın başlarından itibaren gelişmeye başlıyor ve bir meslek olarak profesyonel statü kazanıyor. İhtiyacın olmadığı ya da sağlık hizmetlerinin yavaş geliştiği Türkiye gibi ülkelerde ise sağlık yönetimi eğitimi ve profesyonel bir meslek statüsü kazanması gecikiyor ve sancılı bir süreç oluyor.
Sağlık Yönetimi eğitimi alanında ilk ciddi öğretime 1914 yılında A.B.D’de; A.C. Back Mayer yönetiminde Chicago Üniversitesi’nde başlanıyor. 1928 yılında Charles Mouliner tarafından Marguette Üniversitesi’nde ilk defa hastane yöneticiliği kursu açılıyor.
Avrupa’da ise ilk kez Almanya’da 1959 yılında Hastane Enstitüsü kurularak bu alandaki eğitimin temelleri atılıyor. Aynı yıllarda Fransa’da hastane yöneticileri, milli idarecilik okulunda eğitim görüyorlar. İngiltere’de de, hastane yöneticileri “Kinngs Fund Colege of Hospital Management” programını takip ederek konularında uzmanlaşıyorlar.
Türkiye’de Sağlık İdaresi ve Yönetimi Eğitimi ise yaklaşık 46 yıllık bir geçmişe sahip. Sağlık Bakanlığı, Sağlık İdarecisi yetiştirilmek üzere Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı gereği olarak 18 Aralık 1963 tarihinde Sağlık Bakanlığı’na bağlı Sağlık İdaresi Yüksek Okulu’nu kuruyor. 1970 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde Hastane İdaresi Yüksekokulu adı altında bir yüksek lisans programı açılıyor ve 1975 yılına kadar eğitim veriyor. 1975 yılında bu programın adı Hacettepe Üniversitesi Sağlık İdaresi Yüksek Okulu olarak değiştiriliyor ve lisans eğitimi de başlatılıyor. 20 Temmuz 1982/41 sayılı KHK ile Sağlık Bakanlığına bağlı okul ile Hacettepe Üniversitesine bağlı okul, Hacettepe Üniversitesi bünyesinde birleştirilerek Sağlık İdaresi Yüksekokulu olarak eğitim faaliyetlerine devam ediyor.
24.04.2006 tarihinde 008913 sayılı Yükseköğretim Kurumu tavsiye kararı ve Hacettepe Üniversitesi senatosu kararı ile İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’ne (İİBF) “Sağlık İdaresi Bölümü” olarak bağlanıyor ve halen lisans, yüksek lisan ve doktora programlarıyla eğitim veriyor.
Okulun amacı, “kamu ve özel sağlık hizmetleri için profesyonel Sağlık İdarecileri yetiştirmek üzere eğitim-öğretim yapmak ve sağlık idaresi alanında bilimsel araştırmalar yürütmek” olarak ifade ediliyor. Türkiye’nin sağlık idaresi eğitimi veren ilk üniversitesinin kuruluş ve gelişim öyküsü böyle.
Hacettepe Üniversitesi’nden sonra; 1996 yılında Başkent Üniversitesi, Sağlık İdaresi ve İşletmesi Yüksekokulu kuruluyor, bu yüksekokul 2000 yılında Sağlık Bilimleri Fakültesi içinde yer alıyor. Bu arada, Marmara ve Ankara üniversitelerinde Sağlık Eğitim Fakülteleri bünyesinde Sağlık Yönetimi Programları açılıyor.
2003 yılına gelindiğinde Sağlıkta Dönüşüm Programı çerçevesinde özel sağlık kuruluşlarının sayısının artması ve kamu hastanelerinde yapılan yenilikler nedeniyle Türkiye sağlık sektörü de yönetilme ihtiyacı duymaya başlıyor.
Geleneksel yönetici başhekimlerin yerini hastane müdürleri almaya başladığı gibi diğer yönetim kademelerinde de sağlık sektörünün ihtiyaçlarını ve sağlık hizmetlerinin nasıl yönetileceğini bilen elemanlara ihtiyaç duyulur hale geliniyor. Bu nedenlerle sağlık yönetimi eğitimine duyulan ilgi hızla artıyor.
Hal böyle olunca devlet üniversitelerinin yanı sıra vakıf üniversiteleri de sağlık yönetimiyle ilgili bölümler açarak; eğitim vermeye başlıyorlar.
Hastane Dergisi Kasım-Aralık 2004 tarihli 31. sayısında konuyu araştırdığımızda o tarihte Türkiye’de toplam 11 üniversitede sağlık yönetimiyle ilgili Ön Lisans, Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora programı olduğunu görüyoruz. Bunların; 3 tanesi Ön Lisans, 4’ü Lisans, 8’i Yüksek Lisans ve 3’ü de Doktora programı (bakınız Tablo-1).
5 yıl sonra konuyu tekrar gündemimize aldık. Yeniden kapsamlı bir araştırma yaptık, araştırmamız sonucunda; o günden bugüne kadar geçen zaman içinde sağlık yöneticiliği eğitime veren okulların sayısının hızla arttığı ortaya çıktı.
Türkiye’de kamu, vakıf-özel olmak üzere toplam 27 üniversitede; ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora programları veriliyor. Bunlardan 10 tanesi önlisans, 12’si lisans, 14’ü yüksek lisans ve 4 tanesi de doktora programı (bakınız Tablo-2 / tabloda yer alan lisans ve önlisans programları ÖSYM kitapçığından alınmıştır). Ayrıca, KKTC Lefke Avrupa Üniversitesi’ndeki Sağlık Yönetimi Lisans programına da ÖSYM ile öğrenci alınıyor. Sağlık Kurumları Yöneticiliği eğitimi veren üniversitelerin ilgili bölümlerinde ders konuları ve ders saatlerinde bir standart olmamakla birlikte; Sağlık Ekonomisi Finans Yönetimi İnsan Kaynakları Yönetimi Sağlıkta Kalite Yönetimi Halkla ilişkiler, Sağlık Mevzuatı ve Hukuku Sağlık İşletmelerinde Pazarlama Sosyal Güvenlik, Sağlık Politikaları, Yönetim-Organizasyon, Epidemiyoloji, Stratejik Yönetim, Sağlık Sigortacılığı ve İletişim dersleri veriliyor.
Mezunlar; kamu ve özel sağlık kurumlarında, üniversite hastanelerinde, medikal firmalarda, sigorta şirketlerinde, sosyal güvenlik kurumlarında, ilaç sektöründe vb. kurumlarda istihdam ediliyorlar.
Lisans eğitimi veren üniversitelerin ilgili bölümlerinde kontenjanları yılda 600 öğrenci civarında bulunuyor. Yüksek lisans ve doktora programlarına katılanların sayısı ise giderek artıyor. Bu alandaki eğitime, sağlık sektöründen olduğu gibi sektör dışından da ilgi gösterenlerin sayısı az değil.
Sağlık yönetimi eğitimine son yıllarda verilen önemi ve eğitimli sağlık yöneticisi ihtiyacının artışını vurgulamak için Okan Üniversitesi İİBF Sağlık Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Yıldırım B. Gülhan şu örneği veriyor:
“İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü web sitesinden edindiğim bilgiye göre; İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, Kamu Hastane Birlikleri Yasa Taslağı’ndan sonra İstanbul’daki Sağlık Bakanlığı birimlerinde çalışan, isimlerini kendilerinin belirlediği 250’si doktor olan 407 sağlık çalışanına Sağlık Yönetimi Yüksek Lisans eğitimi aldırdı.”
Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Sağlık İdaresi Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehtap Tatar da kendi okulunda özellikle yüksek lisans programına; hekimlerden, eczacılardan, hemşirelerden ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerinin diğer bölümlerinin mezunlarından yoğun talep geldiğini söylüyor. Prof. Dr. Tatar, “Ayrıca Hacettepe Üniversitesi’nin Sürekli Eğitim Merkezi ile birlikte yürütmekte olduğu ‘Sağlık Kurumları Yönetimi Sertifika Programı’na olan yoğun talep de özellikle, özel sektörde çalışanların bu alana duydukları ilginin somut bir göstergesidir” diyor.
Evet, sağlık kurumları yöneticiliği eğitimi ihtiyacı giderek artıyor ve ihtiyaca bağlı olarak talep artışı yaşanıyor ve tabii burada ekonominin kuralları devreye girerek arz da artış gösteriyor. Bu noktada bazı sorunlar ortaya çıkıyor.
Sorunlardan biri, eğitim veren kurumların sayısı ile konunun tam uzmanı olan öğretim üyesi sayısının paralellik göstermeyişi. Zira yeni bir alan olduğu için yeterli akademik kadro henüz yetişmiş değil. Dolayısıyla hızla artan Sağlık Yöneticiliği; lisans, lisansüsü ve doktora programlarında eğitim verecek nitelikteki uzman sayısı yetersiz kalıyor. Elbette dersler boş geçmiyor ancak, eğitim verenlerin akademik bilgi ve deneyimleri birbiriyle eşit olmayınca üniversiteler arasında eğitim kalitesinde farklılıklar ortaya çıkıyor. Yine fakültelerde verilen ders sayıları ve derslerin içeriği hatta ana başlıkları birbirinden farklı. Bu noktada uzmanlar, eğitim kalitesini sorguluyorlar.
Okan Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Sağlık Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mithat Kıyak, bu gerçeğinin altını çiziyor:
“Ülkemizde sağlık yöneticisine gereksinim olduğu bilinci geliştikçe, üniversitelerde yeni sağlık yönetimi bölümleri açılmaya başlandı. Bunu sevinçle karşılamakla birlikte artık yeni bölüm açmanın bir planlama doğrultusunda yapılması gerektiğini düşünüyorum. Sağlık yöneticisi eğitimi ne kadar gerekli ise, bu eğitimi verecek birimlerin de o kadar planlı olması gerekir. Öte yandan yüksek lisans eğitimine ya da sertifika eğitimine yoğun talep olması, beraberinde sağlık kökenli öğretim üyesi olmayan ve sağlık yönetimi alanında sektörel deneyimi olmayan kadrolarla programlar başlatılması problemini getirdi. Ne yazık ki bu durumu denetleyen bir kurum da yok. Yüksek lisans yapmak isteyenlerin bazıları için tek kriter olarak, nerede daha ucuza ve fazla yorulmadan bu diplomaya sahip olabilirim düşüncesi var.” Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Haydar Sur ise klinisyenlerin profesyonel sağlık yönetimini reddetme gayretinin bütün dünyada yaşanmış bir sorun olduğunu vurgulayarak söze başlıyor. Prof. Dr. Sur, “Sağlık yönetimi gelişemeyince mesleğin eğitim kurumu da gelişemiyor. Aynı durum ülkemizde de yaşanmıştı. Şimdi klinisyenlerin de heves ettikleri sağlık yönetimi eğitimleri popüler oldu” diyor. Eğitim kalitesiyle ilgili endişelerini de şöyle dile getiriyor:
“Yüksek lisans, sertifika vb. eğitimler iyice yaygınlaştı. Bunlar sevindirici gelişmeler. Ancak, eğitimlerin süslü vaatlerine rağmen içinin boş kalması tehlikesi var. Birçok kurumda hayatında hastaneye sadece hasta olarak adım atmış kişiler, hastane yönetimi dersi vermeye kalkıştı. Sektörün aktörleri nihayet sizin verdiğiniz eğitimlerin kişileri nasıl yetiştirdiğini ve geliştirdiğini gözleyecek ve size ona göre not vereceklerdir. Teorik temrinlerden öteye geçemezsek sektörün işine yaramayız ve kimsenin bize saygısı kalmaz.”
Bir diğer sorun da, eğitim veren okul sayısı ve tabii ki öğrenci ve mezun sayısında bir süre sonra patlama yaşanması, dolayısıyla ihtiyaç fazlasının ortaya çıkması ihtimali. Çizdiğimiz bu tablo maalesef Türkiye’nin ‘hastalıklı’ gerçeklerinden biri. Bilindiği gibi Türkiye’de yeni bir alan, yükselen trent olarak pompalanır ve o alana ilgi plansız bir şekilde hızla artar. Ardından da; o iş, meslek ve işletme “tu kaka” olur.
Bu fikre destek yine Prof. Dr. Mithat Kıyak’tan geliyor. Prof. Dr. Kıyak, “Türkiye’de henüz konuyla ilgili ulusal bir planlama yok; kaç yılda ne kadar sağlık yöneticisi lisans mezununa gereksinim var, ne kadar sağlık yönetimi bölümü olmalı ve bu bölümlere her yıl ne kadar öğrenci alınmalı sorularının yanıtı verilmiş değil” diyor.
Her üniversitenin farklı ders saati ve farklı ders programı uyguladığını hatırlatan Sağlık Yöneticileri Derneği (SYD) Başkanı Dr. Onur Yarar da “hoca sıkıntısı”ndan söz ediyor. Üniversitelerde açılan yeni bölümlerle birlikte lisans ve lisansüstü programlarda mevcut akademik kadroların yetersiz kaldığını, hastane ve sağlık yöneticiliği alanında uzman öğretim üyelerinin yetişmesinin zaman alacağını vurguluyor. Bu nedenle doktora programlarının artması gerektiğini söylüyor. Bazı üniversitelerdeki durumu şöyle anlatıyor:
“Lisans ve yüksek lisanslarda; hoca sayısı yeterli değil. Bu yetersizlik yüzünden genel işletme anlatan bir hocaya, ‘git sen hastane işletmeciliği de anlat’ diyorlar.
Genel ekonomi bilen bir öğretim üyesi, sağlık ekonomisi anlatıyor. Oysa sağlık ekonomisi için ayrı akademik kariyer yapmış öğretim üyesi lazım ama mevcutların sayısı yeterli değil.”
Dr. Yarar sağlık yöneticiliği konusunda uzmanlaşmak isteyenlere bir öneride bulunuyor, “Özellikle lisans üstü eğitim alanlar, bir yandan sağlık kuruluşunda çalışırken bir yandan eğitimlerini sürdürsünler veya bu tür kurumlarda çalıştıktan sonra master programlarına katılsınlar. Pratiğini bilmeden teorisini öğrenmek zorlayıcı oluyor.”
Sağlık kurumları yönetimi eğitiminin genel sıkıntılarının Türkiye’de hemen hemen tüm üniversitelerin yaşadığı sorunlarla paralellik gösterdiğini vurgulayan Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Şahin Kavuncubaşı ise görüşünü şöyle dile getiriyor:
“Sağlık kurumları, doğal olarak nitelikli işgücü arayışındadır; eğitim alt yapısındaki yetersizlikler, ülke gerçeklerine uymayan yüksek öğretim politikaları, üniversite özerkliğinin olmayışı, bütçe sıkıntıları, liyakata dayalı olmayan yönetici atamaları, hemen hemen tüm üniversitelerde eğitim ve araştırma işlevini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu olumsuzlukların öğrenci kalitesini etkilememesi düşünülemez.”
Son zamanlarda üniversitelerde sağlık yöneticiliğiyle ilgili çok fazla program açıldığını belirten Prof. Dr. Kavuncubaşı, “Bu sürecin, hali hazırda yüksek düzeyde olan işsizlik oranını artıracağı kanaatindeyiz” diyor.
Prof. Dr. Mehtap Tatar’a göre de sağlık yönetimi eğitimiyle ilgili en önemli problem, bu alanda açılan yeni bölümlerin altyapılarındaki sorunlar. Prof. Dr. Tatar, bu sorunlar nedeniyle son dönemde açılan bölümlerin eğitim kalitesinden şüphe duyuyor. Eğitim kalitesinin yükselmesinin yeni öğretim üyelerinin yetişmesiyle mümkün olacağını vurgulayan Prof. Dr. Tatar, doktora programlarının daha da geliştirilmesi gerektiğine dikkati çekiyor.
Öğretim üyesi sayısının yetersizliğine dikkati çekenlerden biri de Dr. Yıldırım B. Gülhan. Dr. Gülhan, “Öğretim üyelerinin içinde sağlıktan gelenlerin olması ve bazı dersleri mutlak onların vermesi gerektiğine inanıyorum. Sağlık çok farklı bir alan ve yönetimi de farklılık arz ediyor” diyor.
Üniversitelerin Sağlık Yönetimi bölümlerine öğrenci alınmasının bir ölçütü olmadığını bu konuda yapılmış ve yapılması düşünülen bir planlamanın da bulunmadığını söyleyen Dr. Gülhan, üniversitelerin sağlık yöneticiliği bölümlerinin bugünkü hızıyla açılmaya devam etmesi halinde, önümüzdeki yıllarda mezunların iş sıkıntısı yaşayacağını düşünüyor ve şöyle bir hesaplama yapıyor:
“Bugün yılda toplam 800-1000 öğrenci mezun oluyor, önümüzdeki yıllarda bu sayı artabilir. Oysa Türkiye de; Sağlık Bakanlığı hastaneleri, üniversite hastaneleri, özel hastaneler ve diğer kurum hastaneleri toplamı 1300 civarında. Ayaktan teşhis ve tedavi yapan sağlık kuruluşu sayısı 2000 civarında. Bunlara ilave olarak ilaç sektörü, sigorta kurumlarını düşünürsek, mevcut bekleyenleri de düşünürsek iş bulma sıkıntısı yakın zamanda yaşanmaz gibi görünse de, sektörde işe yerleştirmelerin yeterliliğe, uygun eğitime göre değil de benden olsun, bizden olsun, torpil, kayırmacılık gibi nedenlerle yapılmasından dolayı iş sıkıntısı yaşanacak gibi görünmektedir.”
Yeni kurulan eğitim kurumları ile eğitim programlarının sayısının arttığını hatırlatan Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Zeynep Güven, bu artışa rağmen sağlık kurumlarının sayısının fazla olması nedeniyle, sağlık yöneticiliği programlarının henüz yeterli sayıda olmadığını düşünüyor. Ancak, bu alanda uzmanlaşma arttıkça doğal olarak eğiticilerin nitelik ve niceliğinin de artacağını belirtiyor. Prof. Dr. Güven durumu şöyle özetliyor:
“Zaman içinde sağlık kurumlarının yapısının giderek karmaşıklaşması, sağlık hizmetlerindeki çeşitliliğin artması, teknoloji, işletme ve bilişim alanındaki son yıllardaki baş döndürücü gelişmeler sağlık kökenli olup herhangi bir yönetim veya işletme altyapısı olmayan yöneticisi olan sağlık kurumlarının organizasyon, planlama, işletme gibi temel süreçlerinde yetersizliklere yol açmaya başlamıştır. Sözü edilen bu boşluğun doldurulmasında ‘profesyonel sağlık yöneticisi’ yetiştirecek olan Sağlık Yönetimi bölümü mezunları önemli bir rol oynayacaktır. Ancak yukarıda sözü edilen sağlık kökenli yönetici modelinin halen ülkemizde dominant bir imaj olması henüz çok yeni bir alan olan Sağlık Yönetimi bölümünün ne yaptığı ve neleri hedeflediğinin henüz tam anlaşılamamasına yol açmaktadır. Bu nedenle kurum olarak sağlık yönetimi bölümünün meşrulaşmasında önemli etken olacağımız düşüncesindeyim.”
Yazımı, Prof. Dr. Zeynep Güven ile benzer bir görüşü dile getiren Prof. Dr. Şahin Kavuncubaşı’nın pro-fos-yönel yönetimden profesyonel yönetime geçiş sürecinin hızlanmasına yönelik sözleriyle noktalıyorum:
“Bilimsel açıdan bakıldığında sağlık kurumları yöneticilerine yüksek ihtiyaç duyulduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu ihtiyacı, kamu veya özel kesim sağlık kurumlarının gerçekten doğru şekilde belirlediklerini ve tanımladıklarını söylemek mümkün görünmemektedir. Kamu hastaneleri ile çoğu özel hastanelerin üst düzey yönetim organlarında yer alan yöneticilerin mesleki profili incelendiğinde, özel hastanelerin bile profesyonel yönetim felsefesini benimsedikleri konusunda ciddi kuşkular bulunmaktadır. Eğitim süresi ve eğitim maliyeti en yüksek grup olan hekimlerin, yönetim organlarında tam zamanlı veya yarı zamanlı istihdam edilmesi bile, profesyonel yönetim felsefesinden ne derece sapma içinde olduğumuzun kanıtıdır. Yöneticiliğin bir unvandan daha çok bir formal eğitim ve deneyimle oluşan formasyon olduğunu ayrımsadığımız zaman, pro-fos-yönel yönetimden profesyonel yönetime geçişim sürecinin hızlanacağına inanıyoruz.”